31 Temmuz 2009 Cuma

Haydi Li Li Li Li...

Bu ara ntvspor.net'ten çok resim aparıyorum ama, şu resimde çok ilginç bir olay var, onu belirtmezsem ölürüm.

Şu resime baktığınızda gözünüze ilk kim çarpıyor? Haldun sağ, Elano sol kanatta, ortada ise 10 numara bir abimiz var. Tahmin ettiğim kadarıyla havaalanı tramvayı güzergahı üzerinde bir semtte oturan abimiz, an itibariyle meşhur olmuş durumdadır.

Bu arada Elano'da da, "Mustafa Özkan yüzü" var. İnşallah onun gibi konuşurken püskürtmüyordur.

Bok atmak için yazdım sanılmasın, sağlam topçudur Elano, hayırlı olsun demek düşer.

RIP Bobby Robson

Jose Mourinho;

"It is difficult to accept such a person is no longer with us - but he is immortal because he leaves in everybody who knows him a mark of his personality - a great coach but, more than that, a great person.

"I hadn't spoken to him in the last two months because it was hard for me. It was me who found it hard because I didn't want to think that he was dying, that wasn't the image that I wanted to keep with me forever of Bobby Robson, that wasn't the voice I wanted to hear.

"I wanted to and I will keep with me always the Bobby Robson of every day, a person who had extraordinary passion for life and for football, with an extraordinary enthusiasm.

"Bobby Robson is one of those people who never die, not so much for what he did in his career, for one victory more or less, but for what he knew to give to those who had, like me, the good fortune to know him and walk by his side.

"My thoughts and embraces go to all his loved ones."
Sir Alex Ferguson;

"In my 23 years working in England there is not a person I would put an inch above Bobby Robson. I mourn the passing of a great friend, a wonderful individual, a tremendous football man and somebody with passion and knowledge of the game that was unsurpassed. His character was hewn out of the coal face, developed by the Durham County mining background that he came from.

Alan Shearer;
"His parents instilled in him the discipline and standards which forged the character of a genuinely colossal human being."
Gary Lineker;

"I was deeply saddened to hear of Bobby Robson's death. He was a great football man. He had a tremendous enthusiasm and passion for football and life and continued to retain this right to the last days of his life.

"He will be deeply missed by everyone, especially those who played for him. I have the fondest memories of playing for him at two World Cups. In recent years he undertook a great deal of work for his cancer charity and raised the profile considerably in addition to the monies raised."

"He will be sadly missed by everyone, not just by people in the football world but from all walks of life. It's a very sad day for everyone, especially his family, his close friends and anyone who's ever worked with him."

Fotoğraflar: 1: Pascal Le Segretain, 2: AP, 3-4: Reuters

My Life According To Muse

Açık konuşayım, böyle mim falan gibi işler bana safsata gelir. O onu mimliyor, o gidiyor mim neyse onu yazıyor falan... Uğraşılacak iş değil benim için.

Tabi Cem mimleyince iş değişti, hem biraz da ilginç geldi, hem de uzun süredir bir şey yazmıyordum. Bu üçlüyü tamamlayınca sabah sabah yazma ihtiyacı da duydum.

Cem Beatles yapmamı istemiş ama o yapılmış. Orijinal olayım dedim, Muse üzerinden gittim. Onun yapıldığını görmedim şimdilik.

Neyse, uzatmıyorum. Bazı cevaplar mecburiyetten saçma sapan oldu. Ha illa ki benim birini mimlemem gerekiyorsa Kubilay insanı da Bob Dylan yapsın bari nıhahahaha.

Male or female?
Citizen Erased

Describe yourself:
Thoughts of a Dying Atheist

How do you feel:
Ashamed

Describe where you currently live:
In Your World

If you could go anywhere, where would you go:
Dead Star

Your favorite form of transportation:
Escape

Your best friend is:
Butterflies & Hurricanes

What's the weather like:
Supermassive Black Hole

Favorite time of day:
Starlight

If your life was a TV show, what would it be called:
Sober

What is life to you:
Blackout

Your fear:
Megalomania

What is the best advice you have to give:
Plug In Baby

Thought for the Day:
Time Is Running Out

How I would like to die:
Apocalypse Please

My soul's present condition:
Hysteria

My motto:
Hate This & I'll Love You

30 Temmuz 2009 Perşembe

Barça Kampı

Barcelona Amerika'da, Los Angeles'ta UCLA tesislerinde yeni sezon öncesi hazırlıklarına devam ediyor. Taraftarlar da kapalı kapılar arkasından antrenmanı bu şekilde izlemeye çalışıyor.

Fotoğraflar: Getty Images

I Love Ike

Canım New Orleans'ımın son imzası Ike Diogu oldu. Oyununu felan bir kenara bırakırsak, parayla bile olsa, böyle bir ortam kuran adam sevilir.

Savaşma Seviş Kupası -2

Lyon maçıyla karşılaştırdığımızda, Beşiktaş'ı daha derli toplu gördüğümü söyleyebilirim. Özellikle, Lyon maçının ilk yarısıyla, bu maçın ilk yarısı arasında dağlar kadar fark var. Lyon maçında, oyunu tamamen kendi yarı sahasında karşılayan, buna karşılık kontraatağı beceremeyen bir Beşiktaş vardı. Porto maçında ise, sahaya daha dengeli yayılan, bol pas yaparak kaleye gitmeye çalışan bir Beşiktaş izledik. 0-0 bitse de, bu maç beni gelecek için umutlandırdı.

Beşiktaş maça Rüştü- Erhan, Sivok, Ferrari, İsmail- Uğur, Fink, Ernst- Serdar, Bobo, Holosko onbiriyle başladı. Lyon maçından farklı olarak Yusuf ve Tello ilk onbirde yoktu, zaten ikisinin de hafif sakatlıkları vardı. Tello 70'lerde oyuna girdi, Yusuf ise girmedi.

Beşiktaş'ın hangi ülkeden olursa olsun, bir Avrupa maçında, kendi oyununu rakibe kabul ettirdiğini görmek çok güç oluyordu. Bu maçta bunu rahatlıkla gördüm. Özellikle ilk 20 dakika Uğur'un ve inanmazsınız ama Serdar'ın baskılı oyunlarıyla, hem Ernst-Fink ikilisine, hem de savunma dörtlüsüne biraz daha ileride pozisyon alma fırsatı doğdu. Özellikle bilinçli paslarla hücuma çıkmaları, izlerken büyük zevk verdi. Ama ileride bunu bir türlü sonuca ulaştıramadık. 15. dakikada Bobo'nun direkten dönen şutu dışında, kale önünde bir türlü istediğimizi yapamadık. Bunda Serdar'ın kaptan çıkmasının da etkisi olabilir.

Sivok-Ferrari ikilisini beğendim, özellikle Ferrari'nin Lugano tadında bir sertlik yaratabileceğini düşünüyorum. İlk yarıda, ceza sahası içerisinde Hulk'a vurdurmadığı bir top var ki; Kutay'ın şu postuna, daha doğrusu Gökhan'ın sorusuna birebir cevap olur. Gökhan Zan deyince de, aklıma sürekli, topa vurmak için hazırladığı ayağıyla rakip oyuncuya vurması geliyor. Bir türlü bulamadım videosunu.


İbrahim Toraman iyileştiğinde yedek kalacağını düşünsem bile, Erhan Güven bu takımda yer alacaktır. Bugün o da çok iyiydi, ileri çıktığında gözü kapalı orta yapmak yerine sürekli uygun pozisyonu aradı, defansta çok iyi kademeye girdi, iki kritik pozisyonun gelişmesini önledi.

İsmail için söyleyeceğim pek birşey yok. İbrahim Üzülmez alınmasın ama, bu takımın sol bekinde oynayacak adam İsmail'dir. Genç yaşında, hem oyun zekası yüksek, hem sol ayağı bu kadar etkili, hem de bek oynayan bir adamı Beşiktaş'ta gördüğümü hatırlamıyorum. Allah korusun, sakatlık gibi birşey yaşamadığı sürece, çok büyük oyuncu olacağını gösteriyor.

Ernst-Fink için şunu diyeceğim, Josico'nun yerine Fener şu iki oyuncudan birini alsaydı, tablo çok farklı olabilirdi. Birbirlerini çok iyi tamamlıyorlar, savunma-hücum dengesini çok iyi kuruyorlar. Özellikle Fink'in ileriye çıkıp attığı ve kalecinin kurtardığı iki şut var ki, takdir etmemek elde değil.

Uğur İnceman'ı bugün beğendim, orta sahada topu iyi kullandı, Porto'lu oyuncuları iyi karşıladı. Fakat kullandığı 5 kornerde de eline yüzüne bulaştırdı. Tello'nun yerine oynamak tamam ama haddimizi de bilmek lazım. Şu Beşiktaş'ta korner atacak bir adam yok mudur acaba? 12 korner kazandık, 12'si de sıçış.


Holosko yine çok kötüydü, 63'te Bobo'nun olağanüstü aşırtma pasına kafayla vurmak yerine, elini uzatmatı tercih etti. İki dakika sonra, ceza sahası içinde, GOL.TV spikerlerinin penaltı olduğunu iddia ettiği bir pozisyonda Hulk'u yere indirdi. Maç içinde izlediğimde penaltı gibi gelmedi, allahtan hakem de benimle aynı düşünüyordu.

Bobo daha istekliydi, en azından ilk maçtaki durağan görüntüsünün aksine koştu, top kovaladı. Hatta bir pozisyonda, adamını defansa kadar takip etti, atağı durdurdu. Pası düşünse daha iyi sonuçlanabilecek pozisyonda bir gol kaçırdı, tek gözüme batan o.

Nihat...79. dakikada 8 numaralı formasıyla oyuna girdiğinde sanırım yüzünde bir tebessüm oluşmayan Beşiktaş taraftarı yoktur. Bir 87'deki frikik bir on santim daha aşağıdan gitseydi, o zaman dönüşü muhteşem olacaktı. Olsun, onu Beşiktaş formasıyla tekrar görmek bizi her türlü mutlu ediyor.

Mustafa Denizli, iki maçta da Sivok-Ferrari ve Ernst-Fink ikililerini bozmadı, yorgunluk durumları nedir bilmiyorum ama ilk postta yazdığım birbirine alışma durumunu sağlama açısından güzel bir uygulama. Bir diğer ilginç nokta da, Yıldırım Demirören'in maçı BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon ile izlemesiydi. Barış Kupası ya, gözümüze sokulacak illa.

Biraz Beşiktaş güzellemesi oldu ama, sezon öncesi takımı bu kadar iyi görmek beni mutlu etti, umarım pazar günü devamı gelir.

Anderson Milli Oldu

Anderson Manchester United'a transfer olduğundan beri hazırlık maçları dahil gol atamamıştı. Bugünkü Audi Cup maçında Boca Juniors'a karşı siftahı yapmış. Henüz gölü göremedim ama güzel bi frikik golü olduğunu duydum. Bunca zamanın acısını anca güzel bi gol çıkarırdı zaten. Neyse Anderson'un bu laneti atması iyiye işaret. Çünkü her geçen maçta Anderson'un sanki hiç gol atamayacağına ciddi ciddi inanmaya başlamıştım ben. Zaten İngiltere'deki United taraftarları küçük çaplı şölenler düzenlemişler, bu golün şerefine. Diğer gol de yeni transfer Valencia'dan.

Kupanın final maçı yarın 21.45'te Ntv ve Ntvspor'da. Meşhur 99 Nou Camp'ın finalistleri Allianz Arena'da karşılaşacak. Çoşkun Sabah- Anılar...

Fotoğraf: Getty Images

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Michael Schumacher

Dayı ben pek sevmem Formula 1, oturup da izlemem öyle saatlerce. En son adam akıllı izlediğim sezon da 2000 yada 2001 senesidir. İzlememi sağlayan da yukarıdaki adamdır. O adam ki şu anda 40 yaşında, o fotoğrafı çektirdiğinde yaş 26. Fotoğraf 1995 senesinde, O'nun efsane olduğu Ferrari kariyerine başlarken çekilmiş. Şimdi o adam, Massa'nın üzücü kazasıyla oluşan pilot arayışını gidermek için dönüyor pistlere. Massa dönene kadar Ferrari direksiyonunda yine Schumi olacak. Aşağıdaki kareleri bir kez daha görebilme ihtimali bile güzel geliyor bana, bir F1 fanatiği olmadığımı da düşünürsek, bu sporu çok seven, özellikle Ferrari ve Schumi fanatiği olan insanlar için nasıl bir duygudur bilemiyorum.

Fotoğraflar: 1-2: Schlegelmilch, 3: Tim de Waele

Velespit

Ancak okul bitince bisikletini dışarıya çıkartabilen Türk gençleri olarak, aşağıdaki resim doğal olarak birşey ifade etmeyecektir. Ama eloğlu düşünüyor, otomobil yerine bisiklet geliştirmeye bakıyor.



Bu bebeğin adı WATT. Adından da anlayabileceğiniz gibi elektrik enerjisi üretip, bunu tekerleklere iletiyor. Tabi enerji üretmesi için, öncelikle pedal çevirmeniz gerekiyor. Siz pedal çevirdikçe, ürettiği enerjiyi tekerleklere ileterek bisikletin gitmesini sağlıyor. Ayrıca direksiyonda (gidon) bir USB girişi bulunuyor. Buradan da GPS çalıştırabiliyor, cep telefonu şarj edebiliyorsunuz. Ayrıntı burada.

Tabi bu bir prototip, henüz seri üretimi veya satışı yok. Bu konuda Bisan'ı ve Toscano'yu göreve davet ediyorum.

Bu arada, Türkiye Devleti'nin hibrid araçlara vergi kolaylığı sağlamadığını (Kyoto yürürlüğe girdiğinde sağlaması bekleniyor, neden bekleniyorsa!) ve yakında piyasaya girecek Toyota Prius'un Amerika'daki 20.000 dolarlık fiyatının aksine, Türkiye'de 80.000-100.000 lira arası bir fiyata satılacağını biliyor musunuz?

Manchester United 09/10 #3

Bunlar da kaleciymiş dayı;

Fotoğraflar: nike.com

Türbülent: Mavi Ekran

Bülent Uygun'u sevmem, ama Sivas'ın Avrupa'da başarısız olmasını isteyecek kadar da angut değilim. Sivas'ın Şampiyonlar Ligi elemesinde bulunması, Türk futbolu adına sempatik bir durum. Bunun bir benzerini Erciyes 2.lige düştüğü sene UEFA Kupası'na katıldığında ve tur atladığında yaşatmıştı.

Ama maç ile alakalı Sivas için olumlu birşey söylemek mümkün değil. Defanstaki dört adamın da aynı anda aynı topa koşup, arkayı bomboş bırakıyorsa; tek hücum silahın Ersen Martin'e uzun top şişirmekse, uğruna Avrupa görmüş iki yabancı oyuncu verdiğin Erman Kılıç Avrupa'da feleğini yitiriyorsa, belki de kadrodaki en tecrübeli adam Petkovic bile sıçıp sıvıyorsa, ilk yarıda 3-0, maç sonunda 5-0 normal sonuçtur.

Yazıyı da şöyle bitirelim: "İstanbul'da Laila vardı, Sivas'ta La İlahe İllallah, Belçika'da Üç Kulluvallahü Bir Elham"

Foto:sporx.com

28 Temmuz 2009 Salı

Eto'o #9

Fotoğraf: Getty Images

Her Masaya Bir Hortum

video

Yurdum insanında çare tükenir mi hiç?


Nokta

Ben yapmadım, yapanın kim olduğunu da bilmiyorum ama bu, bu...

Sarı Bülbüller

Süper Kupa finali yaklaştıkça, geçmişi hatırlatmak adına, Azeri kardeşlerimizin Türkiye Kupası finali hakkındaki eşsiz yorumu.

Əzə-əzə çempion. `Fənər`in həsrəti daha da uzandı.

Türkiyə kubokunun sahibi bəlli olub. İzmirdə baş tutan həlledici qarşılaşmada `Beşiktaş`la `Fənərbaxça`üz-üzə gəliblər. Gözlənilənlərin əksinə olaraq `qara qartal`lar `sarı bülbül`ləri rahatlıqla həzm edib. Hələ 6-ci dəqiqə Yusif hesabı açsa da, Guiza 27-ci dəqiqədə hesabı bərabərləşdirib. İkinci yarıda isə, Bobo 2 dəfə və Holosko qollarıyla `Beşiktaş` durumu biabırçı həddə çatdırıb. Hakimin şübhəli penalti qərarıyla Aleks fərqi azaltsa da, `Beşiktaş` 4:2 qələbəsini rəsmiləşdirib. Beləliklə, sonuncu dəfə 1983-cü ildə`Fənərbaxça`nın həsrəti bir qədər də uzandı.


Karabağ'a da fövqelbeşeri zaferi için buradan tebrikler, Rosenborg'u elediler, umarım devamı da gelir.

27 Temmuz 2009 Pazartesi

Ibra #9

Ibrahimovic resmi imzayı attı, Eto'yu da el sallayarak giderken gördüm fotoğraflara bakarken. Real Madrid gibi şov olayına girmemiş Katalanlar. Biz şovu sahada yapıyoruz abicim ne gerek var bu yazın sıcağında binlerce adamı stada doldurmaya diye düşünmüş olabilirler, haklılar da. Bir aya kalmaz başlıyorlar yine mest etmeye. Gerçi Eto-Ibra takası bana beklenen etkiyi yapmayacak gibi geliyor ama Barcelona bi kişi yüzünden bozulacak takım da değil. İtalya'yı da Fikret Engin ve Murat Özarı anlatıp yorumlasın artık, benden pas bu yıl.

Fotoğraf: Getty Images

BMEİSTD

Sevgili Daglıs biraz içsel bir konuyla giriş yaptı, ben de devamını getireyim. Başlığın anlamı, Bu Maç Evde İzlenir Sığırları Tanıtma Derneği. Aslında isimleri gizleyip, gözü bantlı danalar gibi görünsünler isterdim ama ismen de bilinmeleri, toplum içinde karşılaşıldığında farkedilmeleri için yararlı olabilir.

Neyse, Muhammed'e webcam'ine ketçap döküp yemesini, Zafer'e de avatarına koyduğu Green Street Hooligans filminin esintisiyle, West Ham ve Milwall taraftarlarının arasında kalmasını diliyorum.

Yapmazsam Ölürüm.


Evet, iğrenç bir espri ama bir dönem hangimiz gülmedik Hamdi Alkan'a...

Genç Subaylar

Gençsubaylar blogunda dağılmadan önce ara sıra taşağını yapardık bu işin; 'Olum lan bir gün başımıza bir bela gelecek heeee hehehehe' şeklinde geçen nice muhabbet olmuştur. Sonra Ergenekon olayları, subaylar tutuklanıyor falan diye haberler çıkınca; 'Aha sıra bize de geldi hehehe' diye yapmıştık taşağını ona da eyvallah, tamam.

Facebook'ta bir grup açmıştık zamanında, geyiğine. Aç demişlerdi, ben de sazan gibi atlayıp açmıştım. Sonraları bakmadık, unuttuk gitti kaldı öyle. Bugün Çağrı mesaj attı da gördüm. Şaka mısınız arkadaş?

Yahu nedir bu? Anamı sikmedikleri kalmış! Facebook üzerinden vatanseverlik raconları kesmek yetmiyor gibi bilip bilmeden atar tutar olmuşuz. Onu bırak yetmiş yedi ceddimin lülesinden emmişler de haberim yokmuş.

Genç Subaylar, Batug forumları çatısı altında, forumlarda tanışıp arkadaş olmuş, basketbola gönül vermiş, amatörce ve sırf birlikte olabilmek için düzenlenmiş turnuvalarda arkadaşlıklarını pekiştirmiş bir kaç kişinin kıpraşması ile başlayan ve daha sonra şu son zamandaki hâlini alan bir arkadaş grubudur Genç Subaylar.

Hiçbir askerle, TSK ile, şehit ile dalga geçildiğini kimse bugüne kadar görmemiş ve duymamıştır. Böyle bir şeyin olması imkansız. Yeri gelmiş tepkimizi bile koymuşuzdur. İşte bilip bilmeden nasıl bir göt oğlanı olabilineceğinin, aptal saptal yönlendirmelerle insanların nerelere çekileceğini görmüş olduk!

'Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz' diyen Mumcu'yu koruyamadık, 'Türk halkının %60'ı aptal.' diyen Aziz Nesin'e yapılmayan kalmadı. İki üç adamla örneği olmaz belki ama aha işte kanıtı, en azından yüzdenin içindeki paylardan bir kaç tanesi...

Be anasını sattığımın kör cahilleri, beyninizi besleyen ana damarlarınızı öpeyim ben sizin! Yakında Facebook'tan mail falan da gelir şimdi, sakıncalı olarak işaretlendiğine dair. Ne bileyim, belki de; 'Bu gurupu kuran orospu çocuklarına hayatı zintan edelim arkadaşlar! Bu guruptan nefret eten 5 bin milyon kişi bulabilelimeliyiz' diye forward mesajlar dönüyordur.

Sevgili Başak Ünal'a acilinden bir koca bulmasını, Ahmet Aytekin'e fantazi olarak su bidonlarını denemesini, Hakan Ceniklioğlu'na da acilinden bir beyin nakli yaptırmasını tavsiye etmekten ve sinirimizin yatışmasını beklemekten başka elimizden hiçbir şey gelmiyor ne yazık ki...

Edit: Olum asker fotoğraflı falan adamlar üye olmuş lan... Kimse mi bakmıyor arkadaş?!

26 Temmuz 2009 Pazar

Didier & LMA

Fotoğraf: Getty Images

Dayan Aslanım!

Çabuk dön Felipe, daha çok sevineceğiz!



Foto: f1.com; ntvspor.net

25 Temmuz 2009 Cumartesi

Savaşma Seviş Kupası

Açıkçası şu yaz sıcağında, cehennem gibi sıcak hava üfleyen bir laptopun karşısında maç izlemek akıl karı değil. Ama doğumgünümde yapacak daha iyi bir işim olmadığı için Beşiktaş-Lyon maçını izlemeye koyuldum.

İlk yarı hakikatten işkence gibiydi. Maçın genelinin can sıkıcı olması bir tarafa, atak yapan sadece Lyon'du. Özellikle Michel Bastos, sol kanatta çok etkili ataklar yaptı. Ederson çok net bir gol kaçırdı. İkinci yarı ise daha hareketliydi. Lyon'da Pianic ve Kallström çok hareketliydi. Golü, Tello'nun kendi ceza sahamız önünde topu ayağında çok tutmasından yedik. Kallström'ün vuruşu güzeldi. Fakat Nobre girdikten sonra, hücum biraz daha hareketlendi. Ernst ve Fink de öne çıkmaya başlayınca, son 15 dakika tamamen Lyon yarı alanında oynandı oyun. 82'de İsmail ceza sahasının sol köşesinden müthiş bir şut çıkarttı, Lyon kalecisi Vercoutre kornere çeldi. Kazandığımız kornerde Sivok'un kafasını Pianic çizgiden çıkardı. Ondan sonraki kornerde Nobre kafayla golü attı.

Erhan Güven istekliydi, sağ kanatta gitti geldi, ama kademe konusunda İsmail gibi biraz çalışması gerek. Ferrari-Sivok ikilisinin de henüz birbirlerine alışamadığını gördüm. Özellikle ilk yarı, Lyon arkaya her top attığında tehlike oldu. Ama ikinci yarı daha derli topluydular, genel olarak Ferrari için olumlu bir görüş edindim. Bobo-Holosko-Yusuf etkisizdi; Nobre çok istekliydi, yarım saat boyunca bastı, şut çekti, hatta savunmanın arkasına çok güzel bir pas attı. Tello, çok göze batmasa da iyi işler yaptı.

BG-2

Ablamla beraber gittiğim için onaylama fırsatı bulamadım ama, "Avrupa Birliği'nde kızlar veriyormuş oğlum" geyiği, Bulgaristan için gerçek olabilir. Çünkü belli bir yaşın altındaki kızlar için mini etek ve dar pantolon resmi kıyafet gibi. Ama çok ilginçtir, Türkçe konuştuğunu gördüğüm kızlarda ise bu eğilim pek yok. Yıllardır Bulgar kültürüne maruz kalmalarına rağmen, ev içinde Türk kültürüyle yetiştirmelerinin sonucu olarak görebiliriz bunu.

Tabi Türk erkeklerinin pek bir farkı yok. Uzaktan kuzenimle muhabbet ederken, Kırcali'deki fuhuş sektörünü, her iki adımda bir gece kulübü olmasını, bu gece kulüplerinde kızlarla nasıl hoşbeş olduğunu ballandıra ballandıra anlattı çocuk. Kendisi 19 yaşında olan kuzenime, "18 yaşın altındaki kızlarla ilişkiye girmek suç değil mi?" diye sordum, "Yok dikkat ediyoruz ona" dedi.

Eto'o 4 Ibra

Fotoşop: Orange

1 2 3 Yetmez...


Ha, başlıkta ne diyorduk...

1 2 3 yetmez
4 5 6 olsun
Metin Ali Feyyaz Jigsaw koysun.
Beşiktaş'ım şampiyon olsun.

Hareketli postere de şuradan ulaşın efenim.

24 Temmuz 2009 Cuma

BG-1

BG, hem Bulgaristan Günlükleri yazı dizisinin hem de Bulgaristan'ın kısaltması oluyor. Bir haftadır yazacağım diyorum, bugün başlayalım artık.

Kırcali'de Liverpoole Bar Bilardo Kulübü. Gürkan'ım sana gelsin bu. Nazdrave!

22 Temmuz 2009 Çarşamba

Ayran İçtik Ayrı Mı Düştük Dayı?

Oooo naber dayı? İyi benden de, uğraşıp duruyoruz işte... Uzun zaman oldu lan, açtık arayı, farkındayım. Ya işte ben de hafta sonu bi kaçamak yaptım. Doğuş yazmış zaten; gezdik, içtik, kırdık, döktük... Anca kendime geliyorum. Böyle arayı açınca ritmi bozuluyor insanın. Aklına binbir türlü şey geliyor ama yazmak gelmiyor içinden. Ha, bak bu arada Şaban ile iş arkadaşı da olduk. Hayırlı olsun ustaya tekrardan. Transfer de olmamış futbolda adam akıllı. Haftasonu bizim formalar çıkmış görücüye. Başta görünce şok oldum, çubuklu eyvallah klasiktir de diğerleri ne oluyor ulan dercesine. Gönlüm düz beyaz forma, alta siyah şorttan yanaydı ama beklediğim gibi çıkmadı. Sonra bugün bir daha baktığımda damalı forma da hoşuma gitti. Ama o pençe desenli formaya hala ısınamadım dayı... NBA'de güzel hamleler oldu yalnız; Anthony Parker, Marquis Daniels, Jamario Moon ve Matt Barnes peşinden koşulmayan ama kadrosunda olduğu takımlara üst düzey katkı vereceğini düşündüğüm ufak parçalardı. Parker ve Moon'u Cleveland kaptı. Celtics'in Daniels hamlesi bench için çok şık oldu. Orlando da Barnes'ı kattı kadrosuna. Barnes çok güzel katkı sağlar Orlando'ya. Kenardan gelip savunmasını da yapar, üçlükleri de çakar. Hidayet gider Orlando biter diyordum sık sık ama şöyle bir bakıyorum da; Nelson-Carter-Pietrus-Lewis-Howard beşi, kenardan Brandon Bass, Gortat, Barnes ve olası CJ Watson eklemesiyle kağıt üzerinde korkuttu beni. Doğu güçlendi dayı, buraya dikkat. Uzun süre sonra böyle bir giriş yapmış olayım, gerisini getiririz. Haydi, görüşürüz dayı, açmayasın arayı...

Fotoğraf: Jim Vecchi

18 Temmuz 2009 Cumartesi

Bu Maç Evde İzlenir OST #2: Red Hot Chili Peppers

Sevdiğimiz, bildiğimiz bir grup Red Hot Chili Peppers... Sevmeyeni de vardır illa ki ama bu listeyi yapıyorsak, onları göz ardı ediyoruz demektir bu.

Yine de Californication, Otherside, By The Way, hede hödö gibi güzel ama artık boku çıkmış şarkılarının aksine biraz daha arka planda kalmış ve kendimce sevdiğim şarkılarından koymaya çalıştım. Snow, Scar Tissue ve Road Trippin' istisnalar olarak listedeki yerlerini aldılar.

İyi dinlemeler;
  • Snow
  • Scar Tissue
  • Road Trippin'
  • Suck My Kiss
  • Transcending
  • Soul To Squeeze
  • Gong Li
  • I Could Have Lied
  • Mellowship Slinky In B Major
  • Subway To Venus
  • Purple Stain
  • Minor Thing
  • Don't Forget Me
  • Throw Away Your Television
  • This Is The Place

Dumansız Hava Sahası

Sonuna kadar destekliyorum, her ne kadar tiryaki olsam da alınan karar doğru bir karardır ama körü körüne alınmış bir karar olduğu gerçeği de ne yazık ki değişmiyor.

Sigara içen insanlar aptal değil, aptal ama en azından sanıldığı kadar aptal değiller. Sonuçta herkes sigaranın zararlarını bir şekilde okumuş, görmüş ve idrak etmiştir. O yüzden aptal muamelesi yapmak saçmadır, buna rağmen içiyor olmalarından ötürü aptal muamelesi yapmak gayet doğrudur.

Fakat ne olursa olsun sigara bu ülkenin bir gerçeğidir ne yazık ki. Sarma sigaraların uzun zamandır, hatta Osmanlı Döneminde bile içiliyor olması bir yana, kimilerine göre de televizyonun ilk çıktığı zamanlarda yayınlanan Amerikan dizileri, yapılan reklamlar sayesinde sigara Türk insanına 'cool olmanın gereği' olarak lanse edilmiş ve bu yüzden elinde viski dolu bardağı ve sigarasıyla takılan tipler türemiştir. Zamana ayak uyduran bu tipler zamanlar viski, vodka ve bira'ya dönüş yapsalar da baki kalan sigara olmuştur.

Herkesin bir kahve kültürü vardır bu ülkede. 'Gideyim iki pişpirik atayım' ya da 'Hadi batak çevirelim' hiç olmadı okeye dördüncü bulup kendini kahveye atmış insanlar vardır. Hepimiz gittik, gidiyoruz. Eğlenceli ortamdır kahve ortamları, ben severim. Değişik değişik insanlar görme şansınız vardır ki özellikle köy kıraathaneleri bir numaradır bu konuda.

Şimdi böyle birden yapılan yasaklanma bu tür kahve ortamlarına sekte vuracak gibi gözüküyor. Benim geçtiğimiz sene '19 Temmuz'da yasaklanacak' dendiğinden beri kahve ortamlarında gözlemlediğim üç tip var;

1) İyi yaptılar, gerekiyordu böyle bir şey. Ama biraz esneklik olması lazım... diyen güruh.

Ben de onlardan biriyim. Hâlâ bu kadar çabuk bir şekilde bu ülkenin bu olaya entegre olamayacağını düşünmekteyim. Böyle düşünmemin sebebi de ikinci sigara yasağı tipleri elbet...

2) Olmaz kardeşim! Cezası neyse verir, ben yine içerim... diyen güruh.

Çoğununki suya yazı yazmak olsa da bu deliliği yapacak insanların çıkabileceğini düşünmek de hayalperestlik değil bu ülkede, yanılıyor muyum? Bunu aşağılamak için söylemiyorum, yanlış anlamayın, ama götüne don alacak parası yokken, ailesini geçindiremiyorken her gün üç paket sigara tüketen adam yakalanana kadar içer, yakalanınca da cezasını öder sanki, huh? Lol...

3) Bence geç bile kalındı, içmeyin siz de arkadaş... diyen güruh.

Sigara içmiyor olan ya da yıllarca sigara içmiş ama bırakabilmeyi başarmış olan insanın, zaten endişeli olan tiryaki tayfasıyla taşak geçmelerinin bir ürünüdür bu da. E haklılar da aslında, içmeyelim. İçmeyelim de işte o kadar da basit değil.

Ha sadece işin kahvehane faslı da yok hani. Geçenlerde Beyoğlu'ndaki bar sahipleri toplanıp yürüyüş yaptılar. Onlar da sigara konusunda endişeliler ama işlerinin sekteye uğrayacağından çok başka sebepleri var.

Çok fazla kişinin haberi yok tabi bu olaylardan, kimseyi suçlamamak gerek. Mevcut hükümetin saman altından gizli yaptırımları oluyor Beyoğlu'nda. Ne gibi?

* Kontrollerin sıklaştırılması ve asabi bir tavırla bu kontrollerin gerçekleştirilmesi sadece bar sahibi ve çalışanlarını değil barlardaki insanların da canlarını sıkmakta ve zaten zar zor kendini dışarı atabilip de bir kaç saat eğlenmek isteyen bu kişilere illallah dedirtmekte.

* Vergilerdeki hayvani artışlar da bir diğer konu. Tam olarak ne kadar olduğunu bilmiyorum ama bir şekilde dertleşme imkanı bulduğum üç-dört tane bar sahibi de en son aynı konudan şikayetçiydi. 'Zaten kriz döneminde burayı döndürecek kadar parayı zar zor kazanıyoruz. Onun da çoğunu vergiye veriyoruz artık.' diyorlar.

* Kriz demişken, bu da canlarını sıkıyor elbet. Olaya sadece Balans, Hayal Kahvesi olarak bakmamak lazım. Onlar zaten her türlü kendilerini döndüren, geniş sermayeli işletmeler oldukları için fazla koymuyor olabilir ama orta sınıf, kaliteli amatör gruplar çıkaran barların hepsi batma riskiyle karşı karşıya.

Bu yüzden sigara konusunda da alınganlık göstermeleri gayet anlaşılabilir bir mevzu. Zaten kötü olan işler, iyice kötüye gidecek gibi. Benden uyarması, bu Cumartesi gecesi 00:00 itibariyle kapalı mekanlarda sigara içmek yasak. Cumartesi gecesine denk getirilmesi planlı mıdır bilemiyorum ama bu yasak başladıktan sonraki bir yıl içerisinde kapanan bir çok gedikli, eski mekana şahit olabiliriz.

Bu sene içerisinde sigara içme yasağının artılarını, eksilerini hep beraber göreceğiz. Ne kadar uyulacak, ne kadar bozulacak şahit olacağız. Bekleyip görelim. Şunu da merak ediyorum, ceza tahsillerine Ubeyd Korbey bakarsa acaba dayak yemeden kurtulur mu? Yasak yokken de antipatikti bu herif, yasaklar başladıktan sonra daha antipatik gelecektir. Bence uzunca bir süre gözükmesin ortalarda.

Real Madrid'de Oynama Sorunsalı

Gökhan Gönül, Fenerbahçe'de izlemekten en çok keyif aldığım isimlerden biri. Hatta sezon içerisinde en çok maça çıkan futbolcu olmasına ve istikrarlı bir oyun sergilemesine rağmen takımda en az parayı alan oyuncu da oydu. Böyle giderse küseceğini düşünen yönetim de kontratında yenileme yaptı hâliyle, iyi piyasa yaptı herif. Tuncay ve Aurelio'dan ağzı yanan yönetim de küstürmek istemedi hâliyle. Bence en iyi buydu...

Bunun etkisiyle mi yoksa Daum'la yakalanan dumansız hava sahasının etkisinden midir bilemiyorum ama futbolu Fenerbahçe'de bırakmak istediğini belirtip eklemiş;

'Eksiklerim var, farkındayım. Zaten eksiksiz olsam Real Madrid Ronaldo yerine beni alırdı.'

İnsanın kendini bilmesi, eksiklerini idrak edebiliyor olması ve bunun yanı sıra kendine güven konusunda da sağlam olması gayet güzel bir şey. Ama Gökhan, Ronaldo'yu niye olaya dahil ettin ki şimdi? Yani, Ronaldo örneği vermesen İbrahim Üzülmez muamelesi görürdün en fazla. Şimdi orta açma konusundaki eksiklerin ve günümüz futbolunda yetersiz bir bek olmana sebep olan kısa boyun yerine bir de çalımlarınız arasındaki uçurumdan, bitiricilik konusunda tartışmanın gülünç bile olacağından, showbiz falan filan diye bahsetmeye başlarsak sonu gelmez. Rakıları koyar, sabaha kadar konuşuruz.

Uçma sevgili Gökhan, bildiğimiz; canını dişine takan, forması için oynayan, mütevazi Gökhan olarak kal. İbrahim Abi'ni sittir et sen, feyz alınacak adam o değil yahu.

Babalarımız Çok Zengin #2: Tatil Kafası

Bellagio Hotel'den hepinize merhaba maçları evden izleyen ağabeylerim, dostlarım, kardeşlerim... Nasılsınız? İyisinizdir inşallah. Biz çok iyiyiz, güzel bir tatil dönemi geçiriyoruz çünkü babalarımız çok zengin bizim. Fıstık alıyorlar bize, basıyoruz kırbacı... Fıstık anlayışı biraz değişse de tabi, modern bir toplum yapısı içerisinde kozmopolit yaşamlar sürerken eşek kırbaçlamak başımıza bela açabilirdi.

Ya dedim dün, önce Benelux yapar sonra Güney Amerika'nın kuzey sahillerine vururuz kendimizi diye ama İsmail trip yaptı. 'Madem öyle hiç kimsenin aklına gelmeyen bir yere gidelim.' dedi. Dün gece de casino'daydık ya, canı çekmiş keratanın; 'Las Vegas'a gidelim, babam Bellagio'nun müdürünü tanıyor. Hemen dört tane süit ayarlayalım.' dedi.

Şaşırdık tabi biz, 'Niye dört tane oğlum? İki-iki kalırız, casino'da-bar'da kız tavlayan önce girer odaya, diğeri Casino'ya iner.' dedik. 'Ya siz Türkler hiç bilmiyorsunuz bu işleri' dedi. Arıza abi adam, para saçacak illa. Dört tane King Size oda tabi hemen, 5 dakika sürmedi ayarlaması. Fotoğrafı da yukarıda, öyle kral oda.

Neyse, dün gece bu da Bulgaristan'a ucuz bilet bulamamış. Ucuz bilet arayan adam Las Vegas'ta para saçıyor suitler, o da ayrı mesele. Neyse işte atladık biz de bizim David Rockefeller'ın özel jetine, ver elini Las Vegas. Gittik resepsiyona, ya şimdi, dedi çocuk; '...alamıyoruz 12'den önce odaya. İsterseniz Casino'da biraz vakit geçirin.' diye devam etti söylenmeye. Kızdık tabi, 'Siz emperyalistler hep böylesiniz zaten, oligark uşakları sizi! Arap palmiyeleri! Türk'üz diye değil mi bu yaptıklarınız?' diye bağırdık biraz.

Üniversite'de bir hocam vardı, yaklaşık 1.67 falandı sanırım boyu. 'Ben Amerika'dayken...' diye başlayıp türlü zevzeklikler ile devam eden hikayelerinin birinde diyordu ki; 'Las Vegas'ta bir otelde gece müdürüyüm. Baktım resepsiyonda bağırışmalar, küfürler. Hemen aktım tabi ortama, bir de ne göreyim? Hulk Hogan bizim resepsiyonist çocuğu tutmuş dövüyor. Neden suitlerde boş yer yokmuş, o Hulk Hogan'mış da ona her zaman yer olmalıymış. Sanki GPS taktık adamın kıçına. Bir kızdım, tuttum adamı belinden...' Tabi, tuttun. Sonra da Türkiye'ye dönmüşsün zaten. Ona benzedi bizimki biraz ama biz tepkimizi gayet demokratik bir şekilde koyduk. Nihayetinde artık paralı göçmenlere lüleden emdiren bir Amerikan Başkanı'mız var. Bizim çocuk, esaslı oğlan. Sırtımız yere gelmeyecekti, biliyorduk.

Niye anlattım tüm bunları? Ne bileyim lan?! Giremedik sonuç olarak odaya, ben de açtım laptop'ı lobi'de Irish Coffee'mi yudumlarken bir yandan da dedim ki yazayım bir şeyler. Şaban, İsmail'le Squash oynuyor, Gürkan da online konferansta hemen yan tarafımda. Takılıyoruz işte, yazı yazdığımı duyunca hepsi selam söylediler size. Dürteklediler az önce; 'Selam söyle, selam söyle. Oğlum unutma lan selam söyle...' diye. Eğer bunu yazmazsam daha da dürteceklerinden korktuğum için yazıyorum, yoksa hiç öyle sululuklara gelemem.

12 gibi odaya geçmiş oluruz. Şimdiye kadar olan gözlerimden size söyleyebileceklerim şunlar; Las Vegas hiç sandığınız, o dizide gördüğünüz gibi değil lan. Mihmandarlar Venessa Marcil, Molly Sims gibi değil. Güzeller ama insan tabi biraz daha yüksek olsun istiyor çıta.

Yazıyı da Türkiye saatine göre yazdım he. Siz bu yazıyı okurken, biz çoktan alemlerde pert olmuş olacağız. Saygılar, sevgiler gönül dostları. O değil de az önce de Sammy Farha geçti lan, selamlaştık ayaküstü. 'İhsan naber ya?' dedim. 'Sen nereden biliyorsun benim Müslüman adımı?' dedi. Ondan sonrası özel muhabbete giriyor, iyi kızlar var ama etrafında. ;)

17 Temmuz 2009 Cuma

Bi' Nintendo Vardı Ne Oldu Ona?

Geçen gün balkonda sigara içerken Allı Güllü satan bisikletli bir amca gördüm aşağıda. Zaten benim bildiğim hep bisikletlidir onlar... Ama yıllardır görmüyordum, düşün ki ben bile çocukluğumu bu bize ait kültürün son demlerinde yaşadım. Düşün ki, benim çocukluğumda mahalle mahalle dolaşan simitçiler vardı, onlar bile kalmadı. Allı Güllü satıyor lan herif... İnsanın ağzının orta yerine çakası geliyor aşağıya inip de. Bonibon, Jelibon falan satsana kardeşim!

Hah, işte o adamı görünce dedim ki, eskiye dair bir şey düşüneyim. Geçenlerde Samed'lerin, (Dolayısıyla Yasin Abilerin) evinde hâlâ cilliop gibi bir Nintendo'nun durduğuna şahit oldum. Oyunlarıyla bilmem nesiyle... Hemen Samed-Mahmud ve Yasin triosuna 'manyak mı lan bunlar?' gözüyle baktım tabi. Sen senelerce oyna ama hâlâ üstünde çizik olmasın... Olacak iş değil!

Üstündeki Nintendo yazısı çıkmayı bırak, solmamış bile lan! Ha onlara o gözle baktım belki ama, ne çılgınlar varmış. Ufak bir araştırmadan sonra ortaya çıktı. Yuh ulan, ben iki sene sonra kırdığım için çöpe atılmıştı o Nintendo...

Manyak falan dedim ama tabi affınıza sığınarak, iyi anlamda söyledim tabi. Hani BeatleMania, İlhanMania gibilerinden. Fanatiklik olarak. (Sıçtıklarımı sıvıyorum şu an.) Bugüne kadar saklayabilmiş olmak büyük marifet.

Paragraf aralarına attırdım hoşuma giden Nintendo ile ilgili fotoları. Şaban'la Gürkan Casino'ya iniyorlarmış, ben de gideyim akşamı boş geçirmeyelim. Hadi iyi geceler blog takipçileri.