31 Temmuz 2010 Cumartesi

Inception

Ariadne: Why is it so important to dream?
Cobb: Because, in my dreams we are together.

29 Temmuz 2010 Perşembe

Fotoğraflarla 2010 Tour de France

Boston.com yine güzel fotoğraflar seçmiş. Buradan ve şuradan.

R.I.P. Lorenzen Wright

19 Temmuz'da eski eşinin Memphis'teki dairesinden ayrıldıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan eski NBA oyuncusu Lorenzen Wright'ın cesedi, bugün Memphis'te bir ormanlık alanda bulunmuş. Lorenzen Wright'ı hem oyuncu olarak hem de kişi olarak çok sevdiğim ve takdir ettiğim için, hakkında çıkan kayıp haberlerine çok üzülmüştüm, bu haberi öğrenmek ise büyük şok oldu. Formasında kuru yer bırakmayan, süre bulamadığında burun kıvırmayan, takım içerisinde pozitif enerji yayan ve saha dışında da sosyal alanda çok aktif biriydi Lorenzen Wright. 2003 senesinde henüz bebek olan kızını Ani Bebek Ölümü Sendromu yüzünden kaybetmişti. Kendi hayatının da bu şekilde sonra ermesi, sanıyorum NBA'i uzaktan yakından takip eden herkesi büyük bir acıya sevketmekte.

Huzur içinde yat Lorenzen!

Penny Sparkle

Yani Blonde Redhead'in hayvanlar gibi beklediğim yeni albümü. 13 Eylül'de Britanya, 14 Eylül'de de Amerika'da piyasaya çıkıyor. İnternet sitelerinde albümden Here Sometimes adlı şarkıyı bedava indirebiliyorsunuz, tek şart mail grubuna üye olmanız.



Şarkının bende uyandırdığı ilk intiba yine ilginç bir altyapıya sahip olduğuydu. Tabi ki bunda daha çok Pace biladerlerin etkisi var. Amadeo'dan yine şarkıyı fazla boğmayan, abartıya kaçmadan duracağı yeri bilen bir bass tonu var ki en sevdiğim yanlarından biridir bu Blonde Redhead'i...

Here Sometimes'a tam anlamıyla ısınmak biraz zamanımı alacak ama sanırım albüm çıkana kadar bu sorunu çözerim. Yine de söylemeliyim ki Here Sometimes bana yeni albüme dair iyi bir umut verdi.

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Yeni Açık 2010/11: Guti. Haz İmza Töreni

Yazıya vaktim yok da yine videoya aldık töreni zaten. Cloverfield etkisi devam ediyor yalnız, yine belirteyim. 2. videonun son saniyelerinde Şaban ile olası podcast girişimimizin ilk görüntüleri mevcut. Yer yer çirkinleşmişiz, apaçi olmuşuz...



27 Temmuz 2010 Salı

Hooop Çinekooop



Geçtiğimiz hafta sonu İzlanda’da oynanan ve sadece 624 kişinin izlediği Stjarnan-Fylkir maçından yaratıcı ötesi gol sevinci.

Paylaşım: Çanspor

The Avengers

Robert Downey Jr. (Tony Stark/Iron Man), Clark Gregg (S.H.I.E.L.D. Agent Phil Coulson), Scarlett Johansson (Natasha Romanoff/Black Widow), Chris Hemsworth (Thor), Chris Evans (Steve Rogers/Captain America), Samuel L. Jackson (Nick Fury), Jeremy Renner (Clint Barton/Hawkeye), Mark Ruffalo (Bruce Banner/Hulk).

Bu Maç Evde İzlenir OST #14


The Beatles: Yellow Submarine
Cem Karaca: Tamirci Çırağı
Nick Cave & Kylie Minogue: Where The Wild Roses Grow
The Decemberist: The Mariner's Revenge Song
Bob Dylan: Hurricane
Dropkick Murpyhs: The Dirty Glass
Wheatus: Teenage Dirtbag
Eminem: Stan
The Beatles: She's Leaving Home
Barış Manço: Sakız Hanım ile Mahur Bey
Thin Lizzy: Whiskey In The Jar
Johnny Cash: A Boy Named Sue
Flogging Molly: The Ol' Beggars Bush

Feysbükü



''Kenks, bizi kesmişsin fotodan yeaa ehe ehe,,

25 Temmuz 2010 Pazar

En İyi 10 Kemal Sunal Filmi

Başlık biraz iddialı oldu ama, liste tamamen subjektif. Bu listeyi yazabilmek için, son 2 haftadır evde boş bulduğum her vakit Kemal Sunal filmi izledim ama değdi. Zaten adamın her filmi güzel, hem eskiyi yeniden yad etmiş oldum, hem de bol bol güldüm. O zaman 10'dan geriye doğru başlıyorum.

10- Atla Gel Şaban


Kemal Sunal'ın karakterinin adı Niyazi olmasına rağmen, filmin adında Şaban vardır. "Şiki Şiki Baba" kısmının tamamı efsanedir. Türk sinemasında pek rastlanılmayan sakızlara beyit yazan bir karakteri canlandırmaktadır Kemal Sunal, o açıdan da ilginç bir filmdir.

9) Sakar Şakir


Bütün karakterlerin efsane olduğu bir film, Şakir'in yanı sıra, Gardırop Fuat'ından Sevim'e, kahvede her daim içki içen tayfaya kadar herkes baştan sona yardırmaktadır. Adile Naşit'in kötü bir karakteri canlandırdığı ender filmlerdendir. Otobüs sahneleri unutulmazdır.

8) Köşeyi Dönen Adam


Aslında absürt bir komedi olmasına rağmen, filmin mesajı çok nettir. Sonundaki 1 Mayıs sahneleriyle bile burada olmayı hakediyor. Ayrıca Kemal Sunal'ın gördüğü saykodelik rüyalar da Yeşilçam'da pek rastlanmayan bir yaratıcılık eseri.

7) 100 Numaralı Adam


Sosyal taşlamanın güzel örneklerindendir. Bir nesil Oya Aydoğan'ı bu filmle sevip, daha sonra tiksinmiştir. Zaten Hemşo'daki sahnesiyle de... Neyse. "Benzine işedik abi" repliğine de her zaman yarılırım.

6) Çöpçüler Kralı


"Kral"lar içinden Çöpçüler Kralı her zaman öne çıkan film oldu benim için. Şener Şen'le Kemal Sunal'ın uyumu her zamanki gibi mükemmel, Erdal Özyağcılar da yan rolde çok iyi kotarıyor. Kemal Sunal'ın hafif vurdum duymaz havası da ayrı keyifli.

5) Yoksul


Boynu Bükük Küheylan ile Kemal Sunal'ın komediden drama yöneldiği nadir filmlerdendir Yoksul. Kemal Sunal'la birlikte Türkiye'nin en önemli tiyatro oyuncuları filmde yer almaktadır, izlemek büyük zevktir.

4) Kibar Feyzo


Türk Sinema Tarihi'nin en iyi sosyal taşlamalarından biridir Kibar Feyzo. Ağalık sistemini o kadar trajikomik bir biçimde işler ki, filmi izlerken gülmekten katlanırsınız, bir yandan da Feyzo içten içe kazansın istersiniz. Birçok filmde olduğu gibi Şener Şen'le Kemal Sunal'ın uyumu yine olağanüstüdür. Bir de yukarıdaki resimler...

3) Şabanoğlu Şaban


Benim ilk ve ortaokul yıllarımı ızdırapla geçirmeme sebep olan filmi buraya koymazsam olmaz. O senelerde kaç kere "Babanı da sevmezdim" lafını işitmişimdir siz düşünün. Filmi tekrar hatırlatmaya gerek yok aslında, herkes ezbere bilir, ama benim için filmin en bomba performansı Dinçer Çekmez'in performansıdır. Kemal Sunal'la oynadığı her filmde karakterime müthiş bürünür Dinçer Çekmez, bu filmdeki Kadırgalı rolüyle apayrı keyiflidir. Filmin açılışındaki Kürdili Hicazkar Longa'nın da hastasıyım.

2) Tosun Paşa

Geniş kadrolu filmleri göz önüne aldığımızda bence en iyisi Tosun Paşa. Hikayesi ve senaryosu çok sağlam, ayrıca dönem havasını yaratmakta da çok başarılı. Hele ki Tosun Paşa'nın konuklara seslendiği sahne var ki, film orada tavan yapar. Ayrıca "Tutmayın küçük enişteyi" lafını da Türkçe'ye kazandırmıştır.

1) Korkusuz Korkak


Kemal Sunal'ın one-man show'u. Senaryonun sıkıştığı birkaç noktada devreye Kemal Sunal'ın oyunculuğu giriyor ki, gerçekten bu filmde tavan yapmıştır. Filmde daha sonra yabancı yapımlarda karşılaşacağımız iki sahne vardır. Birincisi Mülayim Sert'le Mülayim Ters'in dosyasının karışmasıdır ki, bu anı Nip/Tuck'ın 5. sezonunda Christian Troy'un meme kanseri olma muhabbetinde izlemiştik. İkincisi de, Yadigar Ejder'in keman kutusunda silah taşımasıdır, ki herkes hatırlar Desperado gitar kutusuyla meşhur olmuştur. Mülayim'in tuttuğu kiralık katilin Mülayim hastalanınca ona bakması müthiş bir mizansendir. Mülayim'in poker masasında "Restine rest ulan" diyerek 5 as açması, çiçekleri işeyerek sulaması, patron haraç verirken makbuz istemesi, piyangodan çıkan parayı kenefe bağlaması, yazı-tura atınca paranın dik gelmesi, bomba sahnelerinin tamamı, Kemal Sunal'ın film boyunca aynı kıyafetleri giymesi, "Al Hacıbekir lokumu", "Otobüsün olayım Mülayim"; benim için şaheserdir bu film.

Bu filmlerin dışında Kanlı Nigar, Süt Kardeşler, Davaro, Gurbetçi Şaban, Davacı, Zübük, Sahte Kabadayı, İnek Şaban gibi filmler de var elbette, ama hem listeyi 10'da tutmak ve biraz da dengeli gözükmesini sağlamak adına böyle tercihler yaptım. Sizden de birşeyler çıkar herhalde.

24 Temmuz 2010 Cumartesi

La Bamba

Ne zamandır yazı yazmıyorum bloga, ara ara fotoğraf-video falan koyup kaçıyorum. Diyecek bir şey yok hepimizi yazın rehaveti sardı, hepimizin hayatında bazı bazı gelişmeler yaşanıyor. Mesela benim üretken bölgelerimde tüyler çıktı...

Uzun zamandır açık öğretim derslerini vermekle uğraştım, tek ders dışında da başarılı oldum. Şimdi bir yandan bütünlemelerde, hem o dersi de vermek için hem de vize işlerini halledebilmek için sağa sola koşuşturuyor, fırsat bulduğum zamanlarda WOW oynuyor, Birol ile vakit geçiriyorum. (Böyle Birol falan diyince de Ayşe Arman yazıları gibi oldu)

Bu sene tek tatil planım var yine, turnuva falan benim için direk yalan. Tatil dediğim de ne? Birol'la yıllardan beri planladığımız, yapması bu yaza nasip olacak olan Road Trip olayı. Road Trip'e giriyoruz da İzmir'e gidiyoruz (Berk naber hacı?) 6 saat git, 6 saat gel... O nasıl road trip? Öyle işte... Yolda durup, elimizde frizbi ile 'Ufo Gören Masum Köylü' pozları vermek istiyoruz. İsyankâr Doğa Aşığı Arabesk Şarkıcı Albüm Kapağı tamlamasını komple benimseyip buna dair pozlar vermek istiyoruz.

Bir yandan da içimde böyle bir tatlı heyecan, bir de ürperti, çekingenlik var Ukrayna'ya karşı. Hiç bilmediğin, hayatında duymadığın, duyduğunun da 'davay' demeden öteye gidemediği bir ortamda tamamen Fransız kalacağın ama buna bile aldırmadan Rusça konuşacak olan insanların arasına düşmek... Anana küfretse anlamazsın.

Kaptım ama 10 günlük gezide bir şeyler. Bir kaç temel cümleyi kurabiliyorum. (Hello, are you sex me?)

Velhasıl kelam öyle koşuşturuyorum. Eminim hepinizin keyfi yerindedir, değilse de keyfini çıkarın. Kaptır Mürsel Gürkan gibi geniş olun, twitter'dan Sex sex sex on the beach :laz: yazın gönderin falan. Konserlerden konsere akın, rahatlayın biraz. Yazın keyfini çıkarmak lazım, nasıl olsa kışa girince tekrar özleyeceğiz. Sanırım ben bu kış daha fazla özleyeceğim...

Sadece yazı mı? Bir çok şeyi... Fakat asıl geride bırakacağımı, özleyeceğimi ve uzaktan vakit ayıramayacağımı bile bile, düşüncesinin bile (cümleyi komple 'bile' olarak kurabilirim) bana ağır ağır koymasına göz yumduğum bir insan evladı var ki bu şarkı da ona gelsin. Gördüğüm ilk günden beri, göreceğim son güne kadar ve bilumum geniş zamanlı çekimlerimizde, in my life, i love you more. (Fade Out, Romantik Son, Sinemada öpüşenleri kes, tamam.)


Irish Night


Celtic, Boston Red Sox'un mabedi Fenway Park'ta Sporting Lizbon'la karşı karşıya geldi. Kıran kırana geçen ve penaltılarla 6-5 biten maçta Boston'da bulunan gurbetçiler de takımlarını Sporting Lizbon karşısında yalnız bırakmadılar.

22 Temmuz 2010 Perşembe

Tour de France #2

United Rocky Merdivenleri'nde

Manchester United sezon öncesi hazırlık kampı için Philadelphia'da ve Philadelphia Union ile oynayacakları hazırlık maçı öncesi meşhur Philadeplhia sanat müzesindeki Rocky merdivenlerini ziyaret etmişler.

Rocky de ne koşuyordu yalnız, merdivenleri ağlatmıştı resmen; Rocky Runs up the Stairs

Baba Pau

"Topçunun da adamın da hası."

Fotoğraf ve alıntı: Orkun Çolakoğlu

21 Temmuz 2010 Çarşamba

18 Temmuz 2010 Pazar

Faithless @ Maçka Küçükçiftlik Park

- Blog portfolyosuna konseri de ekledik ha.
- Kuruçeşme'den sonra Küçükçiftlik ilaç gibi geldi. Mekan zaten güzel yerde, ses sistemi de gayet iyiydi.
- Mekan dışında 5 milyona kutu bira satıyorlardı, herhalde içeride sağlam kitliyorlar diye düşündüm. Tahminim yalan çıkmadı, 8 liraydı karton bardakta bira.
- Ama gecenin yıldızı Olmeca'ydı. Girişte "Bu kuponla beraber bir bardak Olmeca Gold hediye" yazan kuponumuzu aldık. Askılı şirin shot bardakları yapmışlar plastikten, onları boynumuza taktık. Gold'un da tuz değil tarçınla içildiğini orada öğrendim. Büyüksün Olmeca!
- Olmeca'nın Twitter muhabbeti de güzeldi. Büyük ekranda #olmeca hashtag'li iki twitimizi patlattık.
- İçeri girdiğimizde Bedük iniyordu sahneden. İlker'e "Abi buraya gelmişim Bedük mü dinlerim, zaten haftaya filan Babylon'da Balans'ta filan çıkar, oraya giderim" dedim.
- Hakikatten de 24 Temmuz'da Babylon'da çıkıyormuş. Cem, not al evladım.
- Faithless, genelde yeni albümden yapmış setlisti, hemen paylaşalım:

Faithless Setlist Maçka Küçükçiftlik Park, Maçka, Turkey 2010

- Gerçi ben yine konserden önce setlisti görmüştüm. I Want More yoktu bir tek baba şarkılardan, onun dışında temposu güzel ayarlanmış bir setlistti.
- Sun To Me, yeni albümde açık ara en çok sevdiğim şarkıydı. Saf dans müziği, resmen "Ben Faithless'ım" diye bağırıyor. İkinci şarkı olması herkesin şansınaydı, daha konserin başında uçtuk bir kere.
- Merak edenler için söyleyeyim, God Is A DJ yatsı ezanına denk gelmedi.
- Yine de Küçükçiftlik, Maxi Jazz'ın kilisesiydi o şarkıda, bizler de müritleri olarak kendimizden geçerek ibadetimizi yerine getirdik.
- Konsere gelirken düşük bel şort giymeyi nasıl akıl etmişsem, 2 dakikada bir yukarı çekmek zorunda kaldım şortu.
- Maxi Jazz ağabeyin performansı yine göz yaşarttı, Sister Bliss bacımız da cool'luğunu hiç bozmadı, kendisini nikaha alma gibi tekliflerle bağıranlara yüz vermedi.
- Birkaç kez sahneyi vokalistlerine bıraktı Maxi dayı, onlar da seyirciyi soğutmadılar, takdirimi kazandılar.
- Insomnia'da şort gidiyordu ama.
- Insomnia'daki atmosferi de burada anlatamam. Yüzlerce kişi "barış" işareti yapmış ve "I can't get no sleep" diye bağırır halde havaya zıplıyordu.
- Massive Attack konserinde "Ortam biraz durgun olmasına rağmen ben kendim gibileri buldum" diyordum ya, burada da ortam çok iyiyken ben hep öküzlerin arasına düştüm. Kollarını bağdaş yapmış konseri izleyen adam mı dersin, içki sırasına giden arkadaşlarını görebilmek için konseri arkası dönük izleyenler mi dersin, hepsi etrafımdaydı yani. İlker'le zıplayıp durduk.
- What About Love'daki görsel şov çok güzeldi.
- Not Going Home'da tekrar dağıldık. Hakikatten 2010'un en güzel gelişmelerinden biri Faithless'ın tekrar kendine özgü dans müziğine dönmesi. Son albümü ister konserde, ister yolda dinlerken ister istemez dans etme ihtiyacı duyuyorsunuz. Sözleri de çok güzel, "Till I can take you with me I'm not going home". Eşin evi mi terketti, git annesinin evinin önüne, bu cümleyi kömürle filan yere yaz, alttan da ver şarkıyı. Tekrar barışmazsanız, gel suratıma tükür.
- Bitirişi de We Come One'la harika yaptılar, parmaklarımızı yukarı kaldırdık, hepimiz bir olduk. Maxi dayı "We come" diyordu, biz "One!" diye çoşuyorduk.
- Konser çıkışındaki Fener'e opera çeken Beşiktaşlı grup da iyiydi, arkadan üstünü çıkarmış ve "Orospu çocukları!" diye bağırmasından Fenerli olduğunu düşündüğüm bir arkadaş onların üzerine yürümeye çalışıyordu, arkadaşları sakinleştirdi. Çok merak ediyorum gitse ne olacaktı acaba.
- Perşembe The Cranberries'deyim, edinebilirsem İrlanda bayrağı ile geleceğim konsere.



Video: Emre

16 Temmuz 2010 Cuma

Massive Attack @ Turkcell Kuruçeşme Arena

- Turkcell Kuruçeşme Arena'da izlediğim ilk konserdi, muhtemelen de izlediğim son konser olacak.
- Ses sistemine zaten kötü diyorlardı her yerde, bir de Zabıta sesleri kısınca iyice olmuş.
- Arena'nın her yerinde hostes ayağına mini elbise giydirilen genç kızlar için, çok ciddiyim, üzüldüm. Massive Attack kardeşim bu, Sortie'de Serdar Ortaç dinlemeye mi geldik?
- Lounge olayına da ezelden beri karşıyımdır, bilirsiniz.
- Bir "Kafam girsin" de Garanti Bankası'yla Biletix'e. Son gün biletleri 100 liradan 50 liraya düşürdüler, daha fazla insan konsere geldi, iyi güzel de, kapıda yaşanan izdihamı nasıl açıklayacağız?
- Çoğu insan, Massive Attack'tan ziyade uygun biletin büyüsüne kapıldığı için, "Beyler konser varmış, geldik" havasındaydı. Yine de ben sahneye yakın konuşlanarak kendim gibi insanları buldum, mutluyum.
- Alana erken gelmem bir açıdan iyi oldu, bir yarım saat boğaza karşı oturup nefes alma fırsatım oldu. Bir de askılı çanta taşımam yüzünden terden "Maaşallah" çizgisi yapmıştım; o da yokoldu.
- Benimle beraber alanda çok fazla ünlü yoktu. Cem Yılmaz ve Özkan Uğur aileleriyle gelmişti. Hepsi siyah giyiniyordu. Efendi insanlarmış, en az 20 kişi "Abi, fotoğraf?" diye yanlarına gitti, hiç surat yapmadan hepsiyle fotoğraf çektirdiler.
- Kaan Sezyum ağabeyimiz de alandaydı, ama İskoç eşofmanı yoktu bu sefer üzerinde.
- 21.00'de Martina Topley-Bird sahneye çıktı, kendi şarkılarını seslendirmeye başladı. Lakin Massive Attack bekleyen seyirciyi pek memnun edemedi, yine de 15 yaşındaki gitaristiyle beraber sempatiklerdi, alkışını aldı.
- 22.00'ye doğru Massive Attack sahneye çıktı. Avrupa'daki bütün konserlerine aynı setlist'le çıktıkları için hazırlıklıydım, United Snakes'le beraber kopmaya başladım.
-Setlist de şu ha:

Massive Attack Setlist Turkcell Kurucesme Arena, Istanbul, Turkey 2010, Heligoland Tour

- Sahne şovu yine harikaydı, kimisi eleştirdi "Yıllardır aynı ekranla çıkıyorlar" diye, sanıyorum sahnenin yanlarından alev filan fışkırmasını bekliyordu onlar.
-Ekranda yine mesajlarını çaktılar, gayrisafi milli hasılaladan girip, askeri harcamalara kadar, Gana'daki bir çocuğun günlük sağlık masrafından, Netanyahu'ya kadar herşeye değindiler.
-Türk magazin basınına giydirdikleri bölüm yine harikaydı.
- Angel ve Girl I Love You şarkılarının solisti Horace Andy çok büyük insan, Kofi Annan gibi adam. Zaten Angel da herhalde şarkıyı bile bilmeyen herkes kendinden geçmiştir, o anda yaşadığım hissi ömrümde yaşamadım. "Love you, love you, love you" diye bağırırken, başımı ellerimin arasına aldım, çığlık atmaya başladım. Ki beni tanıyan bilir, Milliyetçi Hareket Partisi'ni 40. yılından başka çığlık attığım pek görülmemiştir.
- "40 yapaarr!"
- "Beni tanıyan bilir" nasıl bir kalıptır yahu?
- Teardrop'un yeni düzenlemesine ısınamadım, ama Martina Topley-Bird'ün sesine laf edenin alnını karışlarım. "As I was set to fall in" derken ne güzeldi abla .
- Safe From Harm'da Mavi Marmara'ya selam çakmaları klas hareketti. Yalnız bazı kişiler, "Adamlar Mavi Marmara'ya selam çaktı, seyirci bön bön baktı" yazmış sonradan, onlara da en güzel cevabı NBA Türkiye dergisinin kültür-sanat yazarı Sedat Koç twitter üzerinden verdi: "alkışladılar zaten baba, napsınlar, tekbir çekip kenardaki teknelerle gazze'ye mi gitsinler?"
- Gerçi aynı Sedat Koç, "konser ölüydü zaten" yazmış.
- Ben Safe From Harm'ı kadim dostum Şansal Kullabasch'a adadım. "I was lookin' back to see if you were lookin' back at me to see me lookin' back at you"
- Deborah Miller da çok güzel söyledi be abi, hem Safe From Harm hem de Unfinished Sympathy de güzel trans halleri yaşadık.
- Setlist'e göre Inertia Creeps'ten sonra bis yapacaklardı. Tabi birçok insan farkında olmadığı için alandan ayrılmaya başladı, biraz geyik biraz ciddi, "Beyler, gitmeyin ya, gelecekler" diye bağırdım. Kimse beni sallamadı haliyle.
- Splitting The Atom'da 3D, Daddy G, Horace Andy, Deborah Miller ve Martina Topley-Bird'in aynı anda sahnede olması da bir diğer klas hareketti.
- Atlas Air de tam konserlik şarkıymış, şarkının girişi muazzam.
- Massive Attack çok çok gelsin ama, lütfen Kuruçeşme'de olmasın konser.
- Yarın da Faithless'layım izninizle. Hesapladım, God Is A DJ, yatsı ezanına denk geliyor, hayırlısı.

Code Red

Doug'a ek olarak şunları koyayım. Ayrıca 1977'de giyilen formadan esinlenilmiş.



Yaratıcı Beşiktaş Taraftarı #1

Maç sonunda Vikingur takımı Beşiktaş taraftarını alkışlayarak soyunma odasına giderken;

"Vikingur bu sene sike sike şampiyon!"

Fotoğraf: Ajansspor

United 2010 - 2011

Fotoğraflar Manchester United'ın resmi sitesinden... Geçen seneki faciadan sonra alınabileybıl gözüküyor. 'Klasik model üzerinden çalışılmış' tadında bir modacı yorumu da olabilir ama sade bir yorum olarak 'Sade' olmuş, güzel olmuş diyorum.

Fakat o formada dana gibi yer kaplayan AON yakışmamış be abi... Ragga Oktay'lı Turkcell reklamlarını hatırlatıyor, irite oluyorum. A-om! (irite olmaaaaak!)

15 Temmuz 2010 Perşembe

Imogen Heap @ İstanbul Modern

Geçtiğimiz hafta sonu, sanırım hayatım boyunca yaşadığım en keyifli hafta sonu oldu. Cuma, Cumartesi ve Pazar akşamı, ayrı ayrı güzel muhabbetler döndü. Cuma gece alkol ama güzel bir mekanda, hadi onu geçelim. Pazar akşamı olan mevzu zaten belli, DHA deşifre etti, onun yazısı ayrı gelir. Cumartesi gününe dönelim direk, ben onu yazmak istiyorum en azından şu anda.

Hani derler ya, "Ulan biz ismini bilmiyoruz adamlar konserine gidiyor..." Ben de derim zaman zaman, sağda solda isimler duyarım, okurum, sonra da aynı lafı ederim. Imogen Heap o hesaba geldi aslında. Kime söylesem ilk kez duyuyor, bir kaç istisna dışında. Imogen benim için başkadır, hatta çok çok başkadır. Öyle ki konseri kaçırsam neler olabilirdi düşünemiyorum...

Açıkçası şu anda dinlediğim çoğu kişiyi tanımama vesile olan the O.C.'dir. Açık açık da söylerim, kusura bakmasın kimse. Hem dizi güzeldi hem de müzikleri... Hatta diziye laf söylenebilir ama seçilen müziklere kimse ses etmez diye düşünüyorum. Neyse, ben Immi'yi ilk orada duydum. Sonra albümleri indirince aşık oldum. O nasıl bir ses, o melodiler nasıl çıkıyor ortaya... Müzikler, şarkılar, onları söyleyenler dinleyenlerin hayatındaki gidişata bağladır, ya da bende öyledir. Immi'yi de bazı yaşanmışlıklara, olaylara, dönemlere bağlı dinledim çoğu zaman. Hem neşelendiriyordu üzgün olduğum zamanlarda, hem dinlendiriyordu. Resmen huzur buluyordum. Neyse, benim klasik sıkılma olayı yine kanıma girdi. Hem "Bize ne lan?" diyebilirsiniz, geçiyorum.

Uzun zamandır dinlemiyordum. En son çıkan Ellipse albümü, yine sevdiğim bir albüm haline gelse de benim için Speak for Yourself albümü on numaradır. O yüzden çok üzerinde durmadım. Sonra İstanbul Jazz Festivali'ne geleceğini duyunca elim ayağım birbirine dolandı. O sesi kanlı canlı dinleyecek, defalarca bilgisayarda çalan parçalara eşlik ettiğim gibi bu kez konserde eşlik edecektim. Geleceğini hiç düşünmemiştim, hep bir umut bekleyip durdum. Çok güzel olacaktı, çok güzel...

Bileti çıktığı günün sabahında aldım. Biteceğinden değil de, işte öyle bir hatun Immi benim için, biletin çıktığı Cumartesi sabahı 10'da kalkıp alıyorum... Başka bişi olsa kalkmam, tanıyan bilir...
Parçalar da gün aşırı girdi tekrar play list'e, dönüp durdu. Senelerdir hiç sıkılmadığım gibi yine sıkılmadım, hatta günler geçtikçe o sesi canlı duyacak olmanın verdiği heyecanla daha da sıklaştı.

Gel gelelim konser gününe. Valla bir kız arkadaşım olsaydı, yanıma alıp onunla gitmek isterdim. Hani "Kızla gidilir" derler ya... Neyse, Şaban alınmasın, o vardı yanımda. Çok da eğlendik lan, bişi demiyorum. Kapı açılışından yaklaşık 1 saat önce Tophane'deydik. Karaköy'e yürüyüp vakit geçirdik, Şaban yemek yedi falan. Sonra döndük İstanbul Modern'e, kapı açılsa da girsek diye beklemeye başladık. Girer girmez de en öne konuşlandık. Aramızda 1 metre vardı yoktu Immi ile, canım benim.

Sahneye çıktığında Şaban ile playback yapıyor zannettik. O nasıl bir sestir, nasıl akıcı nasıl pürüzsüz... Çok konser kaydını dinledim ama canlı canlı o ses kulağımdan içeri ilk girdiğinde... tarif bulamadım, geç... Hatun acayip, valla. Testereden, bardak içindeki sudan, limondan falan nağme oluşturuyor, parçanın arka planında kullanıyor. Onları da biliyordum da yine nasıl yaptığını falan görünce ağzım açık kaldı.

Konser öncesinde daha önceki konserlerinden playlist'i az çok biliyordum. Mesela Let Go'ya şaşırmış millet, ben çalacağını adım gibi biliyordum. Zira Speeding Cars'ın da. Aslında çok istediğim Hallelujah'ı söylemeyeceğini biliyordum mesela, Angry Angel'ı söylemeyeceği gibi. Çok da güzel söyledi Let Go'yu, tüylerim diken diken oldu şerefsizim. Ama en iyisi Just For Now olabilir sanırım. Şöyle ki; konser alanını üçe bölüp nakarat bölümünde arka planda söylenen "Just For Now" kısmını seyirciye söyletti ki, hem konser izleyicisini parçaya dahil etmiş oldu hem de tek bir enstrüman kullanmadan gıcır gıcır parçayı söyledi. Bak şu anda Just For Now çalıyor arkada, gözümün önüne geliyor, kulağım konsere gidiyor, aman aman...

Hayatımda önemli yeri olan (deli miyim neyim) Imogen'ı canlı canlı görüp ağzından çıkan sözlere eşlik etmek bile tek başına hafta sonumu güzelleştirmeye yetti aslında. Umarım bir daha gelir, bir daha müthiş bir konser yaşarız. Ha bir de, konser sonrası Küçük Beyoğlu'nda takılmış. Şerefsizim bilsem, ya da sabah öğrenip üzülmeyip de gece o saatte ayakta olup öğrensem üşenmeden evden kalkar motor+dolmuş yapar Taksim'e çıkardım...

it's that time of year
leave all our hopelessness's aside
if just for now (just for now) leave awhile...


Video buradan alınmıştır. Fotoğraf Şaban Işık'ın telefonundandır, daha fazlası da şuradadır.

Stop Cemp Şat

Jump, Jump from Jan-Edward Vogels on Vimeo.

13 Temmuz 2010 Salı

Ve Kupa Biter...

Kupa bitimiyle boston.com'daki fotoğraf serisinin sonuncusunu verelim. Hollanda yenilgisi sonrası Uruguay taraftarının, Forlan posterinin asılı olduğu pencereden kameraya yansıyan üzüntüsü...

Fotoğraf: REUTERS/Andres Stapff

12 Temmuz 2010 Pazartesi

TAKSİM'DE İSPANYA - HOLLANDA GERGİNLİĞİ

TAKSİM'DE İSPANYA - HOLLANDA GERGİNLİĞİ

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Şampiyonluğu kutlayan İspanyol turistlere kızan Hollandalı turist grubu İspanya bayrağını yırttı. İki turist grubu arasında kısa süreli sözlü sataşmalar yaşandı. Hollandalı turist grubunun meydandan ayrılmasının ardından İspanyol turistler şampiyonluğu kutlamayı sürdürdü.

2010 Dünya Kupası finalinde İspanya'nın, uzatma dakikalarında Iniesta'nın attığı golle Hollanda'yı 1-0 yenerek şampiyon olmasının ardından Taksim meydana gelen bir grup İspanyol turist şampiyonluğu kutladı. Eğlence mekanlarında maçı izledikten sonra meydana gelen yaklaşık 30 kişilik İspanyol turist grubu yanlarında getirdikleri bayraklarını sallayarak marşlar okudu.

Takımlarına destek veren ve şampiyonluğu kutlayan kadınlı-erkekli grubu gören 10 kişilik Hollandalı turist grubu tepki gösterdi. Şampiyonluğu yitirmenin öfkesi ile İspanyol turistlerin yakınına gelen Hollandalı turistler yanlarındaki İspanya bayrağını yırttı. İki turist grubu arasında kısa süreli sözlü tartışma yaşandıktan sonra Hollandalı grup meydandan ayrıldı. Marşlar okumaya devam eden İspanyol gruptan bazı turistler meydanı arenaya çevirerek boğa figürleri yapıp şampiyonluk coşkusunu doyasıya yaşadı.

Ali Çağlar TINBEK / İSTANBUL - DHA

Fotoğraflar ve haber için; tuk.

Bueno!



9 Temmuz 2010 Cuma

We Are All Witnesses

Fotoğraf: Reuters
Başlık: Kubilay Kahveci

Kings Of The Beach

Kaynak: Deviant Art

The Decision

8 Temmuz 2010 Perşembe

HP - Hit Print



Ya yuh be bilader, helal olsun...

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Alma Arjantin'in Ahını...

94'ten beri Arjantin'i eleyen tüm takımlar ertesi turda Dünya Kupası'na veda etmiş. (Önceki ikisinde de final oynamışlardı zaten) Buenos Aires'te edilen beddualar yerini buluyor kısaca.

Not: Japonya'da gruptan çıkamazken son maçta yenemedikleri İsveç'e elendikleri varsayılmıştır. O gruptan çıkan diğer takım olan İngiltere de zaten iki maç fazla gördü sadece.

Foto: Reuters

Tour de France

Fotoğraf: Getty

Tilt-Shift

Dayı fotoğraflarda gezinirken şunlara denk gelince hoşuma gitti tabi, bildiğin gibi. Nedir derken; tilt-shift diye birşey ile karşılaştım. Bunlar bile güzelken, şunlar şahane. Richard Heathcote çekmiş bunları da Getty'den.