29 Mart 2011 Salı

Ukrayna'da Bahar

27 Mart 2011 Pazar

I Said What! What! In da Butt!

24 Mart 2011 Perşembe

Bu Gozler Bunu da Gordu

Bizim Koyun Imami Alttan Verir Ayari

E.R.G.E.N.E.K.O.N.
0 7 0 8 25 20 49 52 - Kesin Tutar - Manchester Handikapli 2

Su Ergenekon dizisini 2. sezon sonunda biraktim takip etmeyi hocu. Zaten bu kara duman midir nedir onun da ne bok oldugu belli degil, olacagi da yok gibi. Oyle takiliyor ortada, cani sikildikca da birilerini icine cekiyor. Sikti yani, hep ayni hikaye...

18 Mart 2011 Cuma

Zdravstvuite Moi Druz'ya!

Shakhtar Donetsk - Roma maçında Donbass Arena'da bulunmanın keyfini yaşadım. Maçın üstünden uzun süre geçti bu sebepten artık ne yazsam boş gelecek, biliyorum, bu yüzden maçla alakalı bir şey yazmak yerine fotoğrafları ve videoları paylaşmak daha iyi olacak sanırım.

Yerimizi kale arkasında aldık.

Stadın içi... Çay-kahve-bira-hot dog ne ararsan var. Bardakta sıcak çorba falan da var ki gerektiğini kesinlikle söylemeliyim zira insanın boku donuyor. Bunun yanı sıra acayip kaliteli bir mekan.

Türk'üz, hemen araya kaynadık. Biz de açtık bayrağı fotoğraf çektirdik...

Bu abi aslen Zenit taraftarı ve St. Petersburgh'da ikamet ediyor anlattığına göre ama bütün kale arkası herifi tanıyor. Artık amigo lideri midir nedir bilemiyorum, aralarında nasıl bir bağ varsa...

Zavallı Doni... Kale arkasından yediği ve muhtemelen de anlayamadığı küfürlere mi yansın, maç orta sahada/Shakthar kalesinde geçerken bokunun donmaması için sürekli hareket etmek zorunda olmasına mı yansın... Hezimete uğramış olmaları da cabası...



Bu videoda sevgiyi anlattım. Açılış seramonisi bir yana, karşı tribünde "
kupaya giden yol" babında açılan kartonlar görülmeye değer. Şayet yakalayabilseydim dakika 80'de o yolu Roma taraftarlarının görebileceği şekilde çıkışa yönlendirip tribünden çıkışa doğru koşmaya başladılar. Komikti ama şimdi ben anlatınca olmadı tabi... Aslında bir arkadaş var bizim o anlatınca...



Bu da bizim bulunduğumuz bölgenin sağ tarafındaki, bizim eskilerin tabiriyle 'maraton', kısmın yer yer içine sıçtığı bir Meksika Dalgası denemesi. Farketmeden uzunca çekmişim, bir yerden sonra kapatabilirsiniz zira bir değişiklik olmuyor videoda.

15 Mart 2011 Salı

Ben de Efkarlanıyorum..

Blogun bu bohem havasına katkımız olsun diye iki acı Coldplay şarkısı da benden olsun..



1) Bu hazırlamış


And the tears come streaming down your face
When you lose something you can't replace
When you love someone, but it goes to waste
Could it be worse?

Lights will guide you home
And ignite your bones
And I will try to fix you

2) Bu da yemiş

Oh what good is it to live
With nothing left to give
Forget but not forgive
Not loving all you see

All the streets you're walking on
A thousand houses long
Well that's where I belong
And you belong with me
Not swallowed in the sea

8 Mart 2011 Salı

FC Augsburg

Baştan itiraf edeyim, Augsburg'a sevdiğimiz bir kız arkadaşımız için gittim. Kız sağolsun, beni evinde barındırdı, maça götürdü, sergiye götürdü, yedirdi içirdi; her türlü kültürel etkinliğin içine girdik. Ha, sonu istediğim gibi olmadı, o ayrı konu ama bu seyahatin bana en büyük hediyesi FC Augsburg'a duymaya başladığım sevgi oldu.

Stadda futbol izlemekten iyi kötü zevk alan bir adam olarak, daha Almanya'ya geldiğim ilk gün elimden tutup maça götürülünce ister istemez Augsburg'a karşı bir sempati oluştu bende. Şehir güzeldi; şehir merkezinden 2-3 dakika aralıkla stada tramvay gidiyordu, o güzeldi; FC Augsburg'un maçlarını oynadığı Impuls Arena çok güzeldi vs. O gün takıma apaçilik seviyesinde kanım kaynadı diyebilirim. Bu sevgi haliyle Almanya'da dönünce de devam etti. Özellikle Beşiktaş'ın günden güne babalara gelmesiyle de, keyifli bir heyecan oldu benim için FC Augsburg. Her hafta maçlarını bekler, Beşiktaş'a yapmadığım apaçiliği onlara yapar oldum. Bundesliga yolunda FC Augsburg için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım.



Fotoğraf da dün geceki Düsseldorf maçından. Beşinci golden sonra, defans oyuncusu Sankoh ve biricik forvetimiz Nando Rafael akşama girecekleri ortamın sinyalini veriyorlar, şimdi söyleyin, bu adamlar sevilmez mi?

4 Mart 2011 Cuma

Beloved Beşiktaş



The New Yorker bu hafta Beşiktaş taraftarına yer ayırmış. Yazının içeriğine daha tam ulaşamadım ama yazıyı yazan Elif Batuman'la çok eğlenceli bir söyleşi yapmışlar. Ses bitene kadar tamamen dinlemenizi öneririm. Kaçmasın..




---spoiler---

Sunucu: We're about to listen to a chant I believe called the ''Fener Opera''?

- (fener için opera girer)

Sunucu: So what is that about Elif?

Elif Batuman: The chorus is ''one last time, eat my cock Fener!''

---spoiler---

3 Mart 2011 Perşembe

"Bloguma Dokunma"


Medeniyet çocukların ailelerinin bıraktığı ile yetinmemesi üzerine kurulur. Medeniyet agresif bir ilerleyiştir. İleriye dönük bir dürtüdür. Medeniyete baktığınızda savaşlar, yıkımlar ve ölümler de görebilirsiniz, Rönesans'ı, Reform'u ve Apollo 13'ü de... Bunlar paranın iki tarafı olsa bile sonuçta, hepsi toplamda bugün vardığımız noktayı gösterir. Hepsinin temelinde de evlatların ebeveynlerinden daha iyi olma isteği vardır.

Ebeveynler tutucudur. Ebeveynler muhafazakardır. Ebeveynler yasakçıdır. Ebeveynler kuralcıdır. Onların hiçbir çağda gençlerin özgürlük arayışını anlama kapasitesi olamaz. Bir zamanlar onlar da genç olsa bile... Her jenerasyonla özgürlüğün anlamı ve sınırları biraz daha gelişir ve bir zamanlar aynı heyecanı taşıyan insanların dahi korkacağı bir kavrama dönüşür. Burada gence düşen zamanı geldiğinde tahtı devralmak ve çocukları isyan bayrağını açana kadar özgürlüğün yeni sınırlarını egemen kılmaktır. Bu kaçınılmaz bir döngüdür ve dünyanın damarlarındaki kanın akışını daimi kılan da budur.

Türkiye'de ise bu söz konusu bile değildir. Atatürk, İsmet İnönü ve silah arkadaşlarına cumhuriyeti kurma kararı aldıran belki tam da böyle bir deli kandı ama bu asla bu ülkenin genetiğine işleyen bir düşünce sistemi olmadı. Türkiye Cumhuriyeti çok uzun zamandır sansür, yasak ve işkence üzerine kurulu bir sistematik ile devlet organları bazında siyaset felsefesi yürütüyor ve gelen her jenerasyon; sağcısı ya da solcusu, düzene başkaldırsa bile aynı hoşgörüsüzlük ile politikasını yürütmeye çalışıyor. Eninde sonunda yukarıya baktıklarında aşmaları değil örnek almaları gereken insanlar görüyorlar. Semavi liderler, putlar ve gelenekler... Gelenekler yerleştikleri dönemin statükosunu korumak için ortaya çıkartılan alışkanlıklardır. Türkiye'de gençler kendi geleneklerini kurmak için ne alacakları bir inisiyatife, ne de kullanacakları bir hevese sahipler. 80 darbesi sonrası oluşan apolitik gençlik hakkında istediğiniz kadar konuşabilirsiniz ama işler daha önce de daha iyi değildi ve 31 yıl bazı şeylerin değişmesi için yeterli bir süre de olabilir. Olup olmadığını bir sonraki seçimlerde görürüz... Türkiye'nin kanseri, bu ülkenin gençlerinin her gün karşılaştıkları hoşgörüsüzlük ve baskı karşısında öfkeye kapılmak yerine saygıyı korumasıdır. Feda etmeleri gereken tek şey bağnazlık olsa bile cevabı yine o siyah kisvenin altında arıyorlar. İnsan aşılması gereken bir şeydir der Nietzsche. Bu çoğu zaman doğrudur. Türkiye'de ise her zaman doğrudur. İşgüzarın biri her zaman çıkarları ve da inanışları yüzünden bir yeni yasak icat etmeye çalışacaktır. Tarihte her zaman örnekleri olmuştur. Farkı yaratan ise gençlerin ana-babalarından aldıkları 'ahlak' anlayışı ile rahat olup olmadıklarıdır.

Blogspot'un kapatılması ile ilgili mahkeme sürecini ele alan bir yazı yazmak kafamda olmadı hiç Digiturk özellikle sosyal medyayı ilgilendiren konulardaki beceriksizliği ile zaten nam salmış durumda ama blogspot'u kapattırma konusunda haklı olsalar bile haksızlar. Google'ın bu konuda Digiturk'ün iddia ettiği kadar olumsuz bir tutum içinde olduğuna inanmıyorum ama olsa bile binlerce insanın bazen sadece içini döktüğü, bazen sadece sevdiği bir şarkıyı paylaştığı ve bazen de sadece para kazanmak için bulundukları koca bir 'şehri', pire misali birkaç hırsız yüzünden yorgan gibi yakmaya hakları yok. Dünya çapında müzik şirketleri senelerce mp3'e karşı benzer bir tutum içinde faşizan bir savaş verdi ve ancak son birkaç sene içinde doğru yolu görmeye başlıyorlar. Türkiye'de aynı şeyleri tekrar yaşamaya gerek yok. Hele hele şu izlediğimiz lige 321 milyon dolar verecek bir sermayeyi oluşturan insanların daha akıllı olması gerekiyor. En azından Web TV denen 'şeytan icadını' daha iyi çalıştıracak bir sistemi akıl etmeleri gerekiyor. Belki decoder sahiplerine artı olarak maçları bu bloglardan izleyenleri de reklamlar için pazarlama olarak görmeliler. Birçok yol mümkün ama blogspot bunları kapatmaktan biri değil. Ben 2 sabahtır derdimi kendi kendime paylaştığım bu sayfayı açtığımda sanki bir suç işlemişim gibi bir ibare ile karşılaşıyorum ve bu adil değil. Suçlu olan sensin Digitürk.

Twitter'da ortaya çıkan 'Bloguma Dokunma' protestolarının ciddi bir kitleyi hareketlendirmesi sonrası ortaya anlamadığım bir karşıt tepki de çıkmaya başladı. Bunlar sığ sularda yüzmeye alışık blogcu arkadaşlarımız değildi. Bu da beklenmedik bir gelişmeydi ama benim için mesele bu değildi. Bazı kesimlerden yükselen ve başka acı verici olaylar karşısında aynı tepkinin verilmemesini eleştiren seslerdi bunlar. Haksız olduklarını söylemeyeceğim. Özellikle Ergenekon tutuklamaları, kadın cinayetleri, tecavüzler ve takip eden mahkeme kararları ya da açlık grevleri konusunda aynı hassasiyete sahip olunmadığı ortada ve bu benim de canımı sıkabilir. Ama bu yine de demokratik bir hak arayışını eleştirmek için yeterli değil. Her insanın bam teli farklıdır ve burada neredeyse evinize girilip malınıza al konulması gibi bir barbarlık söz konusu. Ve herkes için hanesi özel bir meseledir. Bu sebepten dolayıdır ki yukarıda örneklendirdiğim olaylara gösterilen tepkiden daha fazlasının burada ortaya çıkması ideal değildir ama garip de değildir.

İşten eve döndüğümde elektiriğin 5 saattir kesik olduğunu öğrendim ve bu yazıyı tamamlayana kadar 2 defa daha kesildi. Bu çağda 10 saatilik elektirik kesintisi ile imtihan edilen bir halk için bence gerçekten öncelik Youtube ya da Blogspot değil yoksa...

Çözüm pılıyı pırtıyı blogspot'tan taşımak da değil. Bugün sizi kurtarabilir ama peşinizdeki her kimse eninde sonunda yine izinizi bulacaktır. Her zaman bulurlar. Dikilmemiz gereken yer burası. Korumamız gereken yer burası. Bir satıh var ve o da tüm blogspot.

Dedem başarısız bir evlattı. Annem ve babam da öyle... Ben ve kız kardeşlerim de... Ama gün gelir de çocuğuma verebileceğim tek bir ders olursa o da benim ona öğrettiklerimden nefret etmesi ve kendi düzenini kurmak için yola çıkması olurdu.

2 Mart 2011 Çarşamba

Bayern Münih Gelirken


Bayern Münih önceki hafta ikinci ligde şampiyonluk yolundaki en büyük rakibi, Nowitzki'yi yetiştiren Wurzburg'u ağırladı. Olimpiyat Salonu'nda 12.000 kişinin izlediği maçı, Hoeness, Van Gaal, Schweinsteiger ve Lahm da destek için izlemişler. Bu projenin uzun vadede etkileri Bundesliga için nasıl olur çok kestiremiyorum ama Avrupa basketbolu için heyecan verici olduğu kesin. Yazın Cem bu konu hakkında gereken her şeyi aktarmıştı blogunda. Son olarak David Hein, Dirk Bauermann'la bu projeden, umut vaat eden genç Almanlara hatta Nowitzki'ye kadar güzel bir röportaj yapmış. Biz de merakla bekliyoruz bu projenin nasıl ilerleyeceğini.

Charlie Sheen



Abimiz ergen erkek çocuğu muhabbetini kağıda döküp sevgilisi, eski karısı ve porno yıldızı bir hanımla beraber tatile çıkmış. Kokain'den ölecek diyolar ama resimde maşallahı var..

Birde gece gece twitter açmış;

http://twitter.com/charliesheen

1 Mart 2011 Salı

Arjantin 2011 Copa America



Bu da bonus. İleride daha kapsamlı forma mevzuuna girme niyetindeyim, Gürkan da el atar diye umuyorum hatta.

Kapşonlular

Geçtiğimiz günlerde Bursa'da bir hareket başladı. Özellikle taraftarın durgunluğu ve belki de ikinci şampiyonluğa giden yolda eski çoşkunun olmaması üzerine. Tabii bunun öncesinde BTB (Bursaspor Taraftarlar Birliği) oluşumundan bahsetmek gerek. Bursa'da birçok farklı dernek altında toplanmış taraftar grupları tek bir çatı altında toplanarak, daha gür bir ses, daha güçlü bir oluşum için temeller atıldı. Bu birleşmenin ilk meyvesi olarak da bu güzel organizasyon ortaya çıktı.
Bursa'yı, taraftarı, yeniden havaya sokmak, geçen yılki çoşkuyu yeniden yaşamak için 3 farklı afiş üretilerek Bursa'nın her yeri bu afişlerle süsleniyor. Kendilerine 'Kapşonlular' adı veren Bursaspor taraftarları geceleri sokaklara, dükkanlara, duraklara, buldukları her yere bu afişleri asıyorlar. Geçtiğimiz yıl şampiyonluk kelimesinin telaffuz edilmeye başladığı dönem Bursa'ya gittiğimde her yerde kocaman yeşil beyaz bayrakları gördüğümde tarifsiz bi heyecan ve çoşku yaşamıştım. Aynı şekilde taraftarlar da bu atmosferi stada taşıyarak takıma müthiş bir itici güç kazandırıyorlardı ve şampiyonluk yolunda çok önemli bir etkendi bu. Bu sene geçen yılki şampiyonluk sonrası birazcık da rehavet ve bilet fiyatları sebebiyle o eski hava yoktu. BTB tam da ihtiyaç duyulan bu noktada devreye girerek son viraja herkesi havaya sokarak girmek için müthiş işler yapıyor. Bu sene geçen yılki bayraklar yok Bursa'da, bu senenin modası afişler oldu belli ki.
Uzun zamandır Bursa'ya gidemedim, özellikle bu afiş olayından sonra Bursa'ya gitme isteği daha da arttı. Bu tip hareketler Bursa'da her zaman büyük yankı yaratmış ve çok faydalı olmuştur. Bu hareketin olumlu sonuçlarının bundan sonraki maçlarda daha net görüleceğini düşünüyorum. Yönetim de bu oluşuma destek vererek bir haftalığına bilet fiyatlarında %50 indirime gitmiş İBB maçı için. Uzun zamandır 'belalı' konumuna gelen İBB maçı için çok güzel bir atmosfer var şu anda ve çoktandır görülmeyen çoşkuda bir Bursa bekliyorum bu maçta.

There's Only ONE Ryan Giggs


Çelski maçı gündemde ama önemli bir olayı da atlamamak lazım. Yarın, Ryan Giggs'in Manchester United formasıyla çıktığı ilk maçın 20. yıl dönümü. Onun şerefine Guardian'dan Daniel Taylor onunla konuşmuş, ayrıca en güzel 10 golünü de listelemişler. Bu keyifli söyleşideki şu eğlenceli hikayeyi okuyunca da yerlere yattım(Hem kendi basketbol oynadığım zamanlardan yaşadığım bir olay hem de Sergen'in araba hikayesi geldi direk gözümün önüne.).

Ferguson, he says, is a "lot more mellow these days, a lot less scary than when I was 13," though Giggs has lost count of the number of times his eyebrows have been singed by the "Hairdryer". One of his favourite stories remembers how, a few weeks after his debut, Steve Bruce and Robson told him that now he was established as a first-team player he should ask Ferguson if he qualified for a club car. An emboldened Giggs duly knocked on the manager's door. "He went absolutely nuts," he recalls. It was only later that the teenager realised he had been set up.


Okudukça bir daha böylesini göremeyeceğim bir futbolcu olmasaydı gene onu bu kadar çok severdim, tekrar anladım. Futbolu bıraktığı gün blog ekibi olarak ya kendimizi Boğaz Köprüsü'nden atacağız ya da Taksim'de bir yere zincirleyeceğiz zira aşkımız her geçen gün büyüyor. Kariyerinden rakamlar da aşağıda:

0 Kırmızı Kart (!)

1 Sezonun en güzel golü, 1999 Federasyon Kupası yarı finalinde Arsenal'e karşı attığı o unutulmaz galibiyet golü ile

1 PFA Yılın Futbolcusu Ödülü, 2008-09 (36 yaşındayken)

1 2007'de futbola yaptığı hizmetlerden dolayı OBE nişanı

1 Salford Üniversitesi'nden futbola yaptığı katkı ve gelişmekte olan ülkeler için gerçekleştirdiği hayır işlerinden dolayı fahri doktora ünvanı

2 UEFA Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu, 1999 ve 2008

2 PFA Yılın Genç Oyuncusu Ödülü

3 BBC Yılın Spor Şahsiyeti Ödülü, iki tanesi BBC Galler'den olmak üzere

4 Federasyon Kupası, 1994, 1996, 1999, 2004

4 Lig Kupası, 1992, 2006, 2009, 2010

9 PFA Yılın Takımı

11 İngiltere Ligi şampiyonluğu, rekor

11 Art arda gol attığı Şampiyonlar Ligi sezonları, rekor

12 Galler formasıyla attığı goller

19 Premier League kurulduğundan beri her sezon gol atabilen tek futbolcu

22 Salford, "the Freedom of the City" onuruna layık görülen 22. kişi

64 Galler formasıyla çıktığı milli maçlar

158 Manchester United adına kaydettiği goller

605 Lig maçı, Bobby Charlton'ın rekorundan 1 eksik

862 Manchester United formasıyla çıktığı maçlar, kulüp tarihinin en yükseği


Guardian 10 tane seçse de, biz 11 numaranın 11 golüyle bitirelim.


http://www.youtube.com/watch?v=p934hi4s0oI

Fotoğraflar:
Guardian