31 Ekim 2009 Cumartesi

Rüzgar Gülü

Berk dayım yine İstanbul topraklarında. Bu sefer bir iş görüşmesi için geldi ama bu görüşmeyi yine organizasyona çeviriyoruz tabi ki. Akşam Şaban ile Atatürk'ten aldık uçaktan iner inmez, Beşiktaş'ta hoşgeldin ayağına Gani'nin de eşliğiyle bir bira çakıp, yarın (bugün) görüşmek üzere ayrıldık. Biraları yudumlarken, mekanda Teoman - Rüzgar Gülü çalmaya başladı. Uzun zamandır duymamıştım. Melodisi alıp götürdü önümde süzülen yağmur damlalarıyla birlikte. Üsküdar'da motordan inince yürüdüm ruhum dinlendi biraz olsun, yine yağmur damlalarının yere vurduğunda çıkardığı ses ile...

Eve girdiğim gibi notebook'u açıp Sixers-Bucks maçı linki aradım ama bulduğum link sıçıştaydı. Şaban bahsetti bugün, nba.com League Pass uygulaması, ayağınız alışsın diye bir kaç gün bedavaymış. Ben de uzun uğraşlar sonucu sonunda giriş yaparak League Pass'ten Sixers maçını izlemeye başladım. Bir yandan NBAtv'de Hawks-Wizards maçı başlamış, bir yandan da NTV'de Celtics-Bulls maçı başlıyordu. Eskiden tek maçı az bulan bu bünye sapıttı tabi. Hiçbirinden bi bok anlamadım. Ama League Pass güzelmiş, istediğin maça bağlanabiliyorsun. İş-güç olmasa, alırım, tüm sezon istediğim maçı izlerim. Ama hakkını veremem gibi geliyor. İnönü'den kombine aldık hakkını veremiyoruz baksana. Yarın maçtayım ama 1-2 saatliğine Berk'i biladerlerimle bırakıp kaçacağım, maçtan sonra içmeye devam.

3 maç izlerken birşey anlamadım haliyle ama şu anda Suns-Warriors maçı eğlendiriyor. Gözüm Curry'de. Sevdiğim oyuncular listesine aldım keratayı. Derken üçlük çaktı bi tane, atışına kurban olayım. Aksine bizim Jrue Holiday'e hala ısınamadım. Her gördüğümde tokatlayasım geliyor. Mahallenin şımarık veledini andıran bir surat ifadesi var, ensesine falan patlatacaksın. Kapono çok şık hareket olmuş bizim takım için. Bucks'ta Jennings (Alim Karasu'nun tabiriyle Cengiz!) dikkatle takip edilmeli. İlk maçında 1 ribaund ve asist ile triple-double kaçırdı. Ersan da dikkatleri üzerine çekmeye başladı. Bitirmeden, salonun parkelerini çok beğendim. Formada sıçmasak iyi olacakmış.

Fotoğraf: Getty Images

30 Ekim 2009 Cuma

H1N1

31 Ekim 2009 - 14:45

Itv'den Kuzey Londra Derbisi için hazırlanmış bir its dı fıtbıl dets dı fıtbıl daküm entarisi. Cumartesi günkü maçtan önce paylaşmak caizmiş. Lütfen siz de arkadaş listenizdekilerle paylaşın, beş milyon kişi olalım. Başta inanmamıştım ama denedim ve oldu. Lütfen sen de dene.

Part 1



Part 2



Part 3

Kayıp Ruh 'İkoncan'ları

Yaralı gönüllerin hafif meşrep ablası... Aşkta ve hayatta aradığını bulamayan çocuk ruhlu kadınların, çizgi film furyasından güzellik unsurları çıkaran manga öncesi entellektüel çakmas ergen oğlanların mağrur ikonu Betty Boop hafızalardan asla silinmeyecek.

Fight Club'ın medar-ı iftiharı... Zamane depresifliğinde ve 'annemi babamı sevmiyorum' emoluğunda vücut bulan; çoğu zaman forumlarda, msn pencrelerinde genel itibariyle 'ben özgürüm' duruşuna sahip olma şartı aranan bağyan arkadaşlarca avatarlanan sinema karateri.

Marla Singer, gözü kapalı, avuç içi terli erkeklerin de hayallerini süslediğini unutmamak gerek. Hele ki o orgazım hâlleriyle, pek çok kişinin beyninin kıvrımlarında yer edinmiş, çığlıkları ile orta kulak iltihabı şikayetiyle kulak-burun-boğaz uzmanlarına koşan erkeklerde artışa sebebiyet vermiştir. (Şarapovadan önce Şarapovadan sonra)

Sevdiceğini yitirmiş alternatif gençlerin hislerine tercüman olan, buram buram gayding layt kokularıyla; 'Ağğğğbiiiiii' diye başlayan salya sümük oğlanlarımızın gönlünü titreten, kendini bir bok zanneden bağyan arkadaşlarımız tarafınca da 'I'm a supergirl' bölümlerinden ötürü baş tacı edilmiş tınıların sahibidir Reamonn ve şarkısı Supergirl. (Halbuki Josephine daha güzel şarkıdır. Tonight ise ovır-reytıd'dır gözümde)

- Bence sevdiğim rak grupları metalika, mor ve ötesi, emreaydın, müuyz, linkin park, manga, çilekeş, pentagram...

Bukowski - Kafka - Samsa pop grubu, yıllar sonra da popüler kültürün entellektüel olma ve bu minvalde beyanatlar düzebilme şartı olarak aranacaktır.

Rispekt.

Kendimle Oynuyorum #9

Selam, naber?

Benim iş olayı biraz muallakta kaldı. Verilen sözler ile davranışlar tutarsız olunca uyuşmazlık olunca ne yazık ki ortaya çıkan sonuç üzücü oluyor.

Sonuç olarak aşeriyorum işarıyorum bir yandan, aklınızda bulunsun yani sizin de...

'Kankssss' kelimemsisine akıl sır erdiremiyorum bir yandan...

Tanrı inancımı sorgulamaya devam ettiğim şu günlerde, 'İnsanoğlundan daha kudretli bir varlığa duyduğum ihtiyaçtan ötürü süper güçlerle donatılmış bir şeye mi inanmak istiyorum yoksa inanmasam mı ki lan?' gibi acayip bir çelişkiye düşüyor ve düşünüyorum.

Sonuçta şayet Tanrı yoksa aptal yerine koyulmuş olmak istemiyorum, şayet Tanrı varsa da boku yemek istemiyorum. İçten pazarlıklıyım, yaşasın Deizm!

Geçen şöyle bir muhabbet gördüm ilkokuldan bir kız arkadaşın fotoğrafının altında;

*Olayı Betimliyorum*

Akılları sıra zengin olan 'aileleri orta halin biraz üstünde oluyora tekabül ediyor bu' iki kız arkadaş gece alemlerine akarlar İstanbul'da. Klas bir mekan seçilir, kendini Barbie sanan genç kızlarımız Ken'lerini yanlarına alarak mekana girer. Kıyafetler tek parçadı, pahalı olduğu tahmin edilmektedir. Fotoğraf çekilmiş, Facebook'a yüklenmiştir;

!ACTION!

Kız 1: Oha ya çok Gossip olmuşuz kızım yeaaaa!
Kız 2: O gece bunun farkına varamamıştım ama anbılivibıl gerçekten. We are so kewl!

*Olayı Betimledim*

Gossip Olmak
Kewl
Anbılivıbıl

Eyvallah...

Bakayım dedim dün haber bültenlerine, ne zamandır televizyon izlemiyordum. 29 Ekim de olunca tarih, şölen mölen balo malo hulla balloo görürüz diye ama pek öyle şeyler yoktu... Hava muhalefetinin kötü oluşundan da olsa gerek diye düşünüyorum ama bir diğer sebebi de şu son açılımlardı sanırım.

Sınırlar dahiline giren teröristlere tepkiliydi insanlar daha çok. Şehit aileleri falan salya sümük -tabirimi mazur görün- içi acıyor insanın. Bu hâle düşmeli miydik? Bize yıllarca coğrafya derslerinde - tarih derslerinde gösterildi ve kulağa küpe edildi 'Türkiye'nin Jeopolitik önemi' diye. Allah belasını versin böyle Jeo'nun da Politik'liğin de... Keşke siktiri boktan bir coğrafyada olsaydık da huzurlu olsaydık diyesim geldi, dedim.

Bir de Saraçoğlu çimlerinde pet şişe olsam...

Geçenlerde Vatan Gazetesi'nde bir haber vardı, Demirören ara transferde Grafite'yi transfer edecekmiş. Ruud Fener'e göz kırpar, Kluivert da Galatasaray'a yeşil ışık yakar bak demedi deme, yakındır... ;)

Enbiey sezonu açıldı, fantağziler de bu vesileyle başlamış oldu. Hayırlı avlanmalar.

Dıreft demek işime gelmiyor, dıraft daha erkeksi ve dolgun geliyor ağza. Hatta yer yer kıllı ve damarlı. Drraaaaaaaft! Entellektüel bakış açısıyla; Çıreft...

Enbiey Tu-key-ten'in May Pıleya ve PES'in Bikam E Lecınd modlarına sardığım şu günlerde Ali Eren Beşerler'in varlığını sorguluyorum. İki adet de USB gamepad aldım, tabiri caiz ise amuagoğuyom ortalığın. Eyçdiemay kablosuyla elsidiye bağlayınca lepçapı, pi-es- triğğden bir farkı olmuyor. Kral gibi görüntü, hey meaşallah.

Peder eyçdi film olayına fena sardı... Garibim fuleyçdi televizyon ve setine toplamda ikibinbeşyüzyetele verip fuleyçdi yayın izleyemeyince kafayı çizmişti. Bu iş en çok ona yaradı. Bana film sipariş ediyor, ben de indiriyorum emi reri (ulama sanatı) olarak.

Haftada bir izliyoruz zaten bir film bu vesileyle... Geçen gece de Knowing'i izledik, Nikilas Keyc'i de hiç sevmem. Yine sevmedim, film de afedersiniz izlenilebilir bir film ama filmin son yarım saat-kırk dakikası da bir o kadar tarrak gibi izlenmeyecek kadar kötü, rezil, pis. 'Hayatımın boşa geçen iki saatini geri ver!' apaçiliği yapmamak için izliyorsun ama nafile...

SPOYLIR

Bi de sanki aptal varmış gibi yanında diyor ki; 'Onları aldılar başka bir evrene götürdüler. Orada yeni hayat...' Maldım zaten...

SPOYLA

Geçen Samed'le bir şey farkettik. Onun babası da benim babam da Fenerbahçe'li... Fenerbahçe ne zaman kazansa, rakip kim olsa farketmez, 'nasıl koyduk ama' muhabbeti dönüyor evde. Fenerbahçe ne zaman kaybetse; 'ben demiştim zaten, biliyordum böyle olacağını' muhabbeti dönüyor aynı şekilde.

Babama açtım bu mevzuyu, dedim ki; '...sürekli bildiğini iddia ettiğin bir durumla karşı karşıyayız baba... Gel seninle iddaa kuponu yapalım her hafta. Sen bana Fener maçının ne olacağını söyle, ben sisteme banko koyayım bir tane. Nasıl?' dedim. Siktir yedim...

Kağıt oynamaya gittiğim kahvede amcamı, Rock'n Coke'ta ise halamı görmüştüm ikişer defa. Striptiz kulüpten babam çıksa yerim!

Rabi Vilyıms'ın son albümü çıktı mı yoksa singıl olarak mı çıktı son şarkı? Albümü aradım geçen, hep konser kaydı var. Ne iş lan? Reality Killed The Video Star, güzel albüm adı.

United bu sene zevk vermiyor, Spurs'ten de umudum yok. Dedikodular doğru çıkar da Ginobili takas edilirse, taraftarlığı bırakıyorum.

Eyvallah.

Ambrosio: 'Güneşi Gördüm'

TNT NBA 2009-2010 Season Opener

video

London - Dublin

Şu Dünya üzerinde merak ettiğim, merakımın düşüncelerimle çakışıp olumlu bir sonuç çıkarmasının ardından yaşamak isteyebileceğim iki şehir var. Biri Londra, biri Dublin... Büyük konuşmayayım da, şimdilik böyle düşünüyorum. İki güzel video yine Vimeo aleminden, kralsın Vimeo ve amatör sanatçıları...

Londra;


Dublin;

29 Ekim 2009 Perşembe

Uykusuz Geceler

İlk gece, linkler devamlı takıldığından 3-4 link arasında gidip gelerek takip etmeye çalıştım Cavs-Celtics maçını. Pek de birşey anlamadım ama Celtics geriden gelip fark yaparak gözdağı vermiş oldu ilk maçtan, LeBrongiller'in havası sezon başı itibariyle sönüverdi, tekrar pompalayacaklar mı bakalım. Warriors'tan S-Jax için listedeki takımlardan biri, karşılığında Ilgauskas'ı istiyormuş GSW. Cavs'in sulanmadığı oyuncu kalmadı hakikaten ama benim anlamadığım GSW Ilgauskas'ı ne yapacak? Derken kontratlara bakayım dedim ve hoopshype'da gördüğüm kadarıyla Ilgauskas'ın 1 sene 11,541,074 dölarlık kontratının olduğunu gördüm, işte bu biraz mantıklı geldi.

Sonra NBAtv'de Blazers-Rockets maçına kanalize oldum. Sezon başladı ya anasını satayım, görmemiş gibi her maça bakmam lazım sanki. Blazers'a olan sempatim bizi Andre Miller'dan kurtarmalarıyla daha da arttı, Oğuzcum öpüyorum seni buradan. Webster lige girdiğinden beri çıkış yapmasını istediğim oyunculardan biriydi. Sakatlığı sebebiyle oynamadığı geçen sezonun ardından, yerini kapan Batum'un bu sefer sakatlanmasıyla tekrar ilk 5'e yerleşti. Maç içindeki posterlik smacıyla sağlam olduğunu da gösterdi. Rockets acayip bi takım olmuş. Yao yok, T-Mac yok, herkes sorumluluk almaya çalışıyor. Scola ve David Andersen çok güzel ikili olur pota altında, izlemek keyif verir.

Yukarıdaki paragraflarda yaşadıklarımdan önce geceye hazırlık niyetine 2 saat uykuyu bünyede topladım, burada da yazdım zaten uyku öncesinde. Maçlar bitince de 3 saatlik bir uyku sonrasında işe gittim ama aptal gibiydim. Uyuşukluk ve bitse de gitsek havasında geçen saatler sonrasında 16.00 civarı ofisten çıkarak eve geldim ve direk uykuya yattım. 23.30 gibi kalktığımda geceye hazırdım. Magic-Sixers maçına az süre kalmıştı.

Maç sonuna geleyim. Orlando taş gibi takım olmuş. Celtics, Lakers gibi takımların karşısında da görmek lazım tabi ama preseason'daki tüm maçlarını kazanmış bir takımdan bahsediyoruz. 2 maçını izledim onların arasından ve çok olumlu sinyaller veriyorlardı zaten. Dün de, 3. çeyrek başında 100'ü buldular. Fark bir ara 30'a falan çıktı ki kapattım yayını. Bass ve Gortat'ın orta mesafelerini de sayarsak, takımda şutu olmayan tek kişinin Howard olduğunu söylesem yanlış olmaz sanırım. Daha bu takımda cezası sebebiyle Lewis'in olmadığını da hatırlatmalıyım. Nelson, Carter, Pietrus, Barnes, Anderson, J-Will, Redick... Üçlüğün gerisinden 16 isabet buldular. Maçın adamı Vayt Çaklıt yalnız. Nelson ilk şeyrekte 2. faulü alıp kenara geldiğinde oyuna giren isimdi ve takımı öyle bir gaza getirdi ki sonu gelmedi, fark 30'a kadar gitti. Emeklilik yakışmamıştı zaten, hoşgeldin tekrardanş. Bir de Ryan Anderson var. Yazın Nets'ten gelip heyecan uyandıran kişi Carter'dı ama onunla birlikte gelen Anderson da tam Magic'in sisteminde olmasını isteyeceği türden bir oyuncuydu. Lewis'in cezasında ilk 5'te yer alıyor ve şu sistemde gerek dış şutu gerekse içeri penetreleriyle yokluğunu hiç aratmıyor. Sixers'ta sadece Speights'i söylemek istiyorum. Geçen sezon sonrası devamını getireceği belliydi. Dün Howard'ın üzerine yine hiç korkmadan gitti. Maçın koptuğu anlarda geldi çoğu sayısı ama bu sezon çok iş yapacak bu çocuk. Yahoo Fantasy'de de 4 takımımdan 3'üne almışım, zaten birinde de Sixers apaçisi Doğan kapmış, hayrını görsün.

Fark 30 olduğunda yayını kapattım demiştim. NBAtv'de o sıralarda devam eden Raptors-Cavs maçı gayet izlenebilir bir maçtı çünkü. Bu sezon bol bol Raptors maçı izleyeceğimiz kesin, Hidayet sebebiyle. Başlarda biraz söylendim yine ama Raptors'ın basketbolu böyle olacaksa tüm sezon ben razıyım. Bu arada DeRozan çok karizma isim.

Bu gece TNT gecesi olduğundan NBAtv'de maç yok. Linklerden ızdırap çekeceğime güzel bir uyku çekip yarın gece günün ilk ışıklarını görmeyi düşünüyorum yine. Haftanın sonu... Bir nakarat gibi...

Fotoğraf: Getty Images

KUTLU OLSUN!

Üstüne oyunlar oynayan, planlar kuranlara inat, kutlu olsun!

28 Ekim 2009 Çarşamba

A Short Love Story

Bu aralar moda olmuş durumda kısa filmleri internette yayınlama işi, güzel şeyler de çıkmıyor değil hani. Senin benim gibi sinemayı seven, amatör olarak da ilgilenen insanlar içinde seyirlik zevkler oluyor bir yandan. O sebepten bu da benden olsun istedim;

Stop motion filmler ayrı ilgimi çekiyor...

Asrın Derbisi

Olay: Japonya Liginde bir Sırp antrenörün oyun durduğu anda yedek kulübesine doğru yaklaşan topu görüp akabinde kulübeden fırlayıp topa tabir-i caiz ise Buda ya da Kami'lere sığınarak (artık neye inanıyorsa) vurup güzel bir gol atması...
Yansıma: Fanatik'in bunu alıp video-haber yapıp yoruma açık hâle getirmesi.
Cereyan: Galatasaray ve Fenerbahçe'nin çakma yıldız transferleri...
Sonuç: Geçen Yılmaz Abi'lerin lokalde oturuyoruz...

Championship Rings

Fotoğraflar: Getty Images

27 Ekim 2009 Salı

Timsah Arena

Bursaspor yıllardır yeni ve daha çok kapasiteli bir stada ihtiyaç duyan bir takım. En son Bursa'da oynanan Hollanda maçı sayesinde bazı tribünlerin üstü kapanan stad artık çok eski ve şehre yetmeyen bir staddı. Zaten o Hollanda maçından beri tek çivi de çakılmadı stada. O günkü teknolojiyle tribünlerin üstünü kapatan direkler hala maç izlerken büyük bir eziyet oluşturyor taraftar için.

Geçen yıl gelen başarılı performansın bu yıl da devam etmesi stad işinde adımların hızlanmasını sağladı. Seçim dönemi olduğu için bir belirsizlik yaşansa da belediyenin belli olmasından sonra ilk iş olarak yeni stada yoğunlaşıldı. Esasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Bursa'ya bi ziyareti sırasında stad müjdesini vermiş ama stadın şehrin dışında farklı bi yere yapılacağını söylemişti. Şu anda Bursa'nın en kıymetli yerlerinden biri olan Altıparmak Meydanı'na alışveriş merkezi kurulacaktı. Bursaspor taraftarı çeşitli eylemler ve protestolarla bu kararı değiştirtti ve stad şimdi aynı yerinde yenilenerek yapılacak. Fenerbahçe'nin zamanında yaptığı gibi.

Yeni stadın adı; Timsah Arena. Stada yukarıdan bakıldığında kuyruğunu dolamış bir timsah görüntüsünde, baştan sona tüm tribünler olmak üzere. Stadın üzeri de timsah derisi deseni şeklinde düşünülüyor. Stad kapasitesi 35.000 kişi civarı olacak ve gelecek sezona hazır olacak deniliyor.

Son olarak da soyunma odası çıkışlarından rakip takımın sahaya çıktığı tünel timsah ağzı şeklinde değiştirilecek ve rakip takımlar sahaya burdan çıkacakmış. Proje güzel ve heyecan verici ama Seyrantepe'ye dönmez umarım. Bursaporlu olarak adam gibi bi stadda, adam gibi bi kalabalıkla maç izlemek artık bizim de hakkımız.

Anticipation: NBA Players Get Ready for 2010

video

Sezon sonunda başlıyor. Kendi adıma; yine klasik olarak 1-2 ay uykusuz geceler devam eder, sonra bir iş yoğunluğunda oluşan kopma sonucu ucunu yakalayamaz, play-off'a doğru anca toparlanırım. Şimdi gidip en azından biraz uyumak istiyorum, 2 saat 2 saattir. Cavs-Celtics açılışını kaçırmak istemiyorum, sonra da NBAtv'de İsmail Şenol anlatımıyla Blazers-Rockets var. İki maç arasında da dergiyi okumayı düşünüyorum. Ah bir de Andre Miller olmasa...

Video: NBA

batug.com's Season Preview 2009/10

Yaklaşık 1 haftadır bunun için kafa patlattık. 30 takıma, 30 farklı yazar ile sezona giriş yapma fikri ortaya çıktığı anda online dergi işini düşündük Kubilay ile. Uzun zamandır hayata geçirmek istediğim bir projeydi, bunun batug.com'a denk gelmesi daha da güzel oldu. Herkesin ellerine sağlık, özellikle Kubilay'ın. Afiyet olsun, iyi okumalar.

Ron Artest

Ron Artest sezon açılışına hazır. Fotoğraf için Cem'e teşekkürler.

Edit: Ball Don't Lie da koymuş, hatta fazlasını, aşağıda.

Fotoğraf: Twitter

26 Ekim 2009 Pazartesi

Atlanta Hawks 3rd Jersey

Fotoğraflar: Getty Images

El Niño

Koptuk yine ortamdan, ritim falan kalmadı bende. Liverpool-Man United maçı vardı ve organizasyonu yapmayı geçtim, maçı izlemek için gayret gösteremedim bile. Yine kafamda tonlarca şey var, tilkiler birbirini kovalıyor. Gerçi organizasyonun yapılmama sebebi James Joyce'dan soğumamız da olabilir son zamanlarda, farklı mekan arayışlarındayız ve önerilere açığız.

Maç oynanırken ben de PES 2009'da, PC'de Liverpool'u almış gol arayışlarındaydım. NBA 2K serisi dışında, öyle PS kafeye gidip de PES oynamadım hiçbir zaman. Zaten genelde oynadığımda, ilk yarı iyi dayanıp gol atamayınca sıkılıyor, üzerine bir de yersem kırmızılar havada uçuşuyor ve rakip farka gidiyor. Bunu son zamanlarda değiştirmeye başladım ama yine de çok oynayınca sıkılıyorum. Arkadaşın PC'de henüz 2010 olmadığından biz 2009'dan devam ediyoruz. 2010'u da oynadım ama PS'da, hiç beğenmedim. Top kontrolü çok zor, sanki topu attığım takım arkadaşım yerinde bir direk var ve top ona çarparak rakibe ya da alakasız yerlere gidiyor. Bir de Barcelona'yı aldırmamak lazım rakibe. Oğuz aldı mesela geçen, ben Liverpool'dum, Beşiktaş'ın intikamını alırcasına 8 çaktı biladerim. Sonra o Fener'i aldı, ben yine Liverpool; maç 3-1 bitti, ben aldım. Çok iyi oynadığım da söylenemez ama arada büyük fark var.

Doğuş aramış işte PC'de oynarken dün, duymadım ama. 2 cevapsız çağrıyı görünce, bunlar çaktı heralde o yüzden arıyor hafız dedim ama öyle değilmiş olay. Arayınca skoru öğrendim, tebrik etmek için aramış o da, sağolsun. Benitez'in kredisini uzattığından sevindiğim bir skor değil ama sonuçta yendiğin takım da United.

Artık geçen sezon olduğu gibi, deplasmandaki United maçı için bir organizasyon yaparız herhalde. Yer bulamazsak James Joyce olur yine, çoktan başka yer bulmuş olursak da United maçına kalmaz, belirli aralıklarla organizasyon yaparız.

Fotoğraf: Getty Images

23 Ekim 2009 Cuma

Bu Maç Evde İzlenir OST #6 : Gamsız Yaptı Dünya Beni


Düşündüm taşındım, OST konusunda bir farklılık, bir yenilik yapayım dedim. Tam o farklılığı, o yeniliği ararken, imdadıma mashuplar yetişti.

Peki mashup nedir?

İki veya daha fazla adette şarkının ahengle dansetmesi neticesinde meydana gelen mashuplar, sosyal yaşamın çekirdeğinde önemli bir parçayı oluştururken; bazı mashuplar Aborjin köylerinde milli marş olarak kabul edilmektedir. Ülkemizin bazı yörelerinde mashup, ilköğretim okullarında seçmeli ders olarak okutulmakta; Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda Batı Halk Müziği dersi altında işlenmektedir. Peki, ülkemizi sarım sarım sarmalamış bu çılgınlığa biz nasıl katkıda bulunduk? İşte bizim seçtiklerimiz.

The Verve Vs. Jay-Z - Bittersweet Dirt Off Your Shoulders
Nirvana Vs. Rick Astley - Never Gonna Give Your Teen Spirit Up
Michael Jackson Vs. Nirvana - Smells Like Billie Jean
Queen Vs. Outkast - Hey We Will Rock Ya
Micheal Jackson Vs. Daft Punk - Harder Better Billie Jean
Michael Jackson Vs. Ghostbusters - Badbusters
Eurythmics Vs. Faithless - Sweet Insomnia
Green Day Vs. Travis Vs. Oasis Vs. Aerosmith Vs. Eminem - Boulevard Of Broken Songs
Linkin Park Vs. Britney Spears - Toxic Faint

Bonus
Michael Jackson Vs. Ercik - Bilicik

Not: Youtube'niz açık, keyfiniz kıyak olsun.

Affectation of the Boobs

Ulan ibneler, böyle arkadaşlarınız var hiç haber vermiyorsunuz. Sizin kadar şerefsizlik yapanı da görmedim he... Silikonları patlar, babaanne memeleri gibi sarkarlar inşallah, yanınıza kâr kalmasın ulan!

Gördüğünüz gibi, çok acayip arkadaşları olan acayip arkadaşlarım var. Adeta seks kölesi konumundalar ya da bıngıl bıngıl memeleri görünce sahte mi değil mi diye hiç merak etmiyorlar. Memelerin sahteliğinden (güzel bir porno film adı olurmuş aslında, hafif gerilim tadında. Pussybal Lecter..) bahsetmiyorum, hesaptan bahsediyorum.

Bunları Biliyor Muydunuz?

Cevat Kurtuluş (1922 - 1992)

Danyal Topatan (1916 - 1975)

Hakkı Kıvanç (1931-)

Mete İnselel (1938 - 1981)

Necdet Yakın (1932 - 2006)

Şemsi Hazinses (?)

Turgut Boralı (1923 - 1994)

Birbirine Benzeyen Ünlüler


Emre Tilev



Gözü Açılmamış Sığırcık Yavrusu


21 Ekim 2009 Çarşamba

Rafa'dan Koparmak

Yıldo söylese komik olabilirdi, başlık olarak sadece ironik olabilir ki onun da olup olmadığı belli değil. Ama gel gör ki Gillett - Hicks ikilisinin şu sıralar -zaten pek uyuşamadıkları ötedir ortada olan- Rafa'nın başarısız devam eden performansını seyredip, For Whom The Bell Tolls'u dinleyerek ellerini ovuşturduklarını düşünüyorum.

Rafael Benitez sevdiğim menajerler kategorisine asla giremez, bunda United sempatizanı olmamın etkisi de vardır elbet ama genel itibariyle Premier Lig'de sevdiğim menajerler olduğundan söz edemem. Bir Guus vardı, o da tası tarağı topladı gitti, yazık oldu. Ha, sevdiğim çok yok belki ama gerek Wenger olsun, gerek Benitez olsun her zaman yeteneklerine ve yaptıklarına saygı duymuşumdur.

Yine de sene başında yapılan yanlış transferler(hatta transfer), krizdeyiz diyerek üstüne Glen Johnson'a bir dünya para saçmak neyin nesiydi hâlâ anlayabilen biri yok. Ama benim dikkatimi çeken, şurada 4-5 sene sonra Gerrard futbolu bıraktığında takımın bayraktarlığını yapabilecek 'Liverpool'lu' bir isim gözükümüyor şu an için. Üzücü olan taraf o aslında... Fowler'la başlayan, Carragher ile takılan, Owen'ı gören, Gerrard'a tapan taraftarlar için bir diğer abide kim olacak, Torres mi? Belki de ama Merseyside'dan, ya da hiç değilse Kuzey Batı'dan, çıkmış biri olmayacak Torres...

Bu saygıdan güç alarak, zaten Gillett ve Hicks'in pek hazetmedikleri Rafa'yı göndermek için gayet mümkün mertebede olabilecek puan kayıplarını çok büyüttüklerini düşünüyorum. İngiliz gazeteleri ve taraftarlar arasından çıkan bir kaç çatlak ses ile başlayan spekülasyonlar bu haftasonu United ile oynanacak karşılaşmadan sonra, hiç olmadı, Lyon deplasmanından sonra takımla ilişkisinin kesileceği raddesine kadar ulaşmış durumda.

Eğer gerçekten böyle şeylere sebep olabilecekse United karşılaşması, hayatımda ilk defa bir Liverpool-Man. U. maçını Liverpool'un kazanmasını isteyebilirim. Sırf Arapların ve Amerikalıların o pis ellerini futbola sokup rahatsız ediyor olmalarından dolayı. Bir de Rafa Benitez yollanırsa; 'Liverpool Terim'i istiyor' söylentileri çıkacağından ötürü... Aslında fena da olmazmış şimdi düşününce.

Fotoğraflar: AP, Reuters ve Getty Images Arşivlerinden

One Dollar Art