15 Haziran 2010 Salı

Ergin Ataman Nereye?

Erman Kunter, Cholet ile Fransa şampiyonluğunu kazanarak uzun süredir elinde bulunan en saygın faal Türk coach konumunu iyice sağlamlaştırdı. Geniş açıdan değerlendirdiğim zaman benim de en beğendiğim Türk coach kendisidir ancak en çok heyecanlandıransa başka bir isim…
1996-97 sezonu, ilk head coaching sezonu aynı zamanda kendisinin. O zamana kadar kayda değer bir başarısı olmayan bir başkent takımı vasat kadrosuyla Koraç şampiyonu, Final-Four’un en önemli adaylarından biri olan Efes’e kan kusturuyor. Ankara’daki maçta Efes Pilsen’in maçın başında yediği 17-2’lik seri herkesi şoka uğratıyor. Kontrol basketbolunun belki de son noktası olan Efes Pilsen’i bir daha hiç görmeyeceğim şekilde dağılmış, kontrolü kaybetmiş duruma sokan o takım bunun sinyallerini sezon başında verirken, o gün de uzatmada kaybetmişti. Bir süre lider de götürdüğü sezonda kısıtlı kadrosuyla şampiyonluğa gücü yetmese de o takımın finale ulaşması dahi müthiş bir başarı. Ama en önemlisi o günden beri bu ligde sürekli belli bir iddia sahibi olmayı başarmış bir Türk Telekom var artık.

1999-2000, Karşıyaka sezona 6’da 6 ile girerken önce potansiyelinin farkına varmakta gecikmese Selanik’te Panathinaikos’un yerine Avrupa şampiyonu olabilecek Tofaş’ı ve Final-Four oynayan Efes’i yenerken oynadığı basketbolla ciddi bir şampiyonluk favorisi olduğunu gösteriyor. Hatta, birbirinden ayrılmaz denilen Efes Pilsen-Aydın Örs birlikteliğine bile son veriyor. Ertesi hafta, ligin favorilerinden Ülker’i farklı mağlup eden Karşıyaka’da taraftarlar sevinemiyorlar bu sefer. Çünkü, Ataman o akşamdan itibaren İstanbul’un yollarına düşecek. Ataman’ın gözyaşları ve tribündeki duygusal anlarla birlikte bu toprakların spora dair gördüğü en güzel hikayelerden biri yaşanmıştır o gün İzmir’de. Eğer Ataman İzmir’de kalsaydı, Karşıyaka neler yapardı sorusu ise hala akıllardadır…

Sezonun devamı ise bambaşka bir sınav vaat ediyor. Kendi muhafazakar yapısı içinde oldukça radikal değişiklikler yapmış Efes Pilsen sıra dışı bir takım haline geliyor bir anda. İlk maçta fark yediği Caja San Fernando’yu dağıtan takım, ertesi hafta İtalya’da namağlup lider, Avrupa’da da şampiyonluk için favorilerden Fortitudo’yu 36 sayılık farkla geçerken sürklase etmek kavramına farklı bir yaklaşım getiriyor adeta. Sezon sonunda yıllardır arzuladığı Final-Four’a ulaşan Efes, adeta deplasmanda oynadığı yarı finalde, sezonun başından beri en büyük favori olarak gösterilen Panathinaikos’a fazla diş gösteremese de maça dair aklımda kalan noktalardan biri de genç antrenörün maçtan sonra “Çok üzgünüz, çok genç bir takımız, özür dileriz.” derkenki halidir, sonuçtan daha can acıtıcıdır belki de.

2001-02, o zamana kadar adı pek duyulmamış bir takım İtalya’da harika işlere imza atıyor. İtalya Kupası’nı Euroleague şampiyonu Messina’nın Kinder Bologna’sına son topta kaybederken, Saporta’yı kazanıyorlar. Altı yıl önce asistan coach olarak yaşadığı bu sevinçte bu sefer baş aktör. Tribündeki yeşil beyaz ay yıldızlı posterler bu noktalara alışık olmayan taraftarların Türk coacha duyduğu şükranın göstergesi. Ertesi sezon, Euroleague’de Siena mucizevi(!) 63 sayılık Buducnost galibiyeti sonrası elenmenin kıyısından dönüp, tam bir İtalyan takımına yakışır şekilde Final-Four’a ulaşmaya başarırken bu seferki yarı final mağlubiyeti üç sene öncesinden çok daha can acıtıcıydı. Müthiş bir hücum takımı olan Messina’nın Benetton’ına kabus gibi bir başlangıcın ardından 19 sayılık farkı kapatıp öne geçen Siena’da bu fantastik geri dönüşün bedeli maç sonunda hali kalmayan vücutlar ve basit hatalarla elden uçup giden bir final oluyordu. Siena’ya bıraktığı en önemli miras ise şüphesiz ki Ankara’daki gibi farklı bir çehre kazandırdığı kulüptür. Siena bugün İtalya’da şampiyonluklara ambargo koyan, Euroleague’in saygın ekipleri arasında yer alan bir ekip haline geldiyse onun etkisinin ciddi bir payı vardır.

Ergin Ataman’ın son iki sezondaki performansını açıklayacak en uygun kelime “felaket” olur sanırım. Dev bütçelerin karşılığında alınan sonuç, Efes Pilsen tarihinin Euroleague’deki en kötü iki sezonundan ibaret. Bunlardan daha da beteri ise pek çok kişinin gözünde sahip olduğu başarısız ve kötü bir coach imajı. Peki gerçek Ergin Ataman profili bu mu? Bu soruya cevap vermeden önce, onun kariyerine bir göz atmakta fayda var.

Fazla iz bırakmadığı Ülker ve Fortitudo’nun ardından geldiği takım onun da kariyerini ayağa kaldırması için önemli bir şanstı zira ne Efes’ten ne de Siena’dan ayrılışı tercih etmeyeceği bie şekilde olmuştu. Yine Türk Telekom, Karşıyaka ve Siena gibi bir orta sıra ekibi, bu onun en başarılı olduğu model. Bu yapıda onu başarılı kılan unsurlardan biri takıma ciddi bir itici güç kazandıracak bir taraftarın varlığı ise diğeri de kariyerindeki tüm takımlarda yaptığı gibi yönetimleri daha fazla yatırıma ikna edebilmiş olasıdır. Beşiktaş’ta da sadece hedefin küçülmediği aynı zamanda taraftarın da küstürüldüğü bir sezondan sonra harika işler yaptı, ne yazık ki tek eksiği bu sezonun meyvelerini alacağı maçlardaki kötü performans buna engel oldu.

Peki nasıl oldu da kendisi tekrar çıkışa geçmişken ve yetiştiği kulüp olan Efes Pilsen de onun gibi çıkış ararken, ortaya çıkan sonuç büyük bir hayal kırıklığından ibaret oldu sadece. Temel olduğunu düşündüğüm sebep Ergin Ataman’ın basketbol anlayışının ta kendisidir aslında. Ataman, sistem basketbolunun bir temsilcisi, yani doğal olarak daha riskli bir tercih özünde. Sisteminizin içindeki her unsurdan iyi verim alarak bir sinerji oluşturamadığınız vakit elinizdeki kadrodan alacağınız performansın verim alamadığınız bireylerin eksiliğinden çok daha azı olması muhtemel bir sonuç. Bu yüzden de sistemi hem bütünsel hem de parçalar bazında çok iyi tasarlamanız gerekiyor. Ergin Ataman, daha önce bunu yapabileceğini gösterdiği için özel bir coach’tu ancak bu iki sene zarfında ortaya çıkan negatif görüntü ne yazık ki sadece saha içinde olanlardan ibaret değil ki yazının sonunda bunlara da değineceğiz.

Yazının başına dönelim, Ergin Ataman niye heyecan verici bir teknik adamdır? Öncelikli olarak onun yolunu çizen sistem basketbolu tercihi olmakla birlikte o uyguladığı sistemlerde de oyunun hücum yönüne bambaşka bir ağırlık vermiş, onu asıl farklı kılan unsur da bu olmuştur. Karşıyaka’da pivot tercihini Mirko Milicevic’ten yana kullanırken ribaundlardan feragat ederek takımın hücum seviyesini yukarı çekmek olarak açıklamıştır ki hızlı hücumun ön planda olduğu bir takım için yaptığı bu riskli tercih sonunda zaman onu haklı çıkarmıştır. Sezonun devamını getirdiği Efes’te ise kadroyu kendisinin planlamamış olmamasının da ötesinde kurulan kadronun onun felsefesine pek de yatkın olmayan biri tarafından kurulduğunu göz önünde bulundurunca, o takımın Euroleague gibi bir seviyede sezonunun geri kalanında, hücum süresinin 30 saniye olduğu zamanlarda 80 sayı ortalamasını geçmiş olması dahi o Efes Pilsen’in nasıl muazzam bir hücum takımı olduğunu anlatmaya yetmez. Keza yönetiminin sürekli baltaladığı Beşiktaş’ın da 2000 yılının Tofaş’ından beri Türk basketbolunun gördüğü en komple takım olması da onun planladığı hücum organizasyonunun neticesinde gelmiştir. Efes Pilsen’e maç vermeden şampiyon olan Ülker’de sezonun devamında ayarlamaları iyi yapan Murat Özyer kadar onun da payının olduğunun kanıtı Murat Özyer’in kendi kurduğu Galatasaray ve Türk Telekom’un oynadığı vasat basketboldur kanımca. Ülkedeki en iyi coachların genellikle “cin” kategorisinde sayılabilecek isimlerin olması ve daha kolay oturtulabilecek savunma anlayışlarının çoğunlukla rağbet gördüğü, sabretmenin çokça anlamsız bulunduğu bu topraklarda kalıpların dışına çıkan bir anlayıştı onunki. Sistem basketbolu böyle bir şey, riski yüksekse getirisi de yüksek.

Gel gelelim kariyerine dair önemli anekdotlardan biri Avrupa’nın en elit coachlarından biri için aday noktasına ulaşmış olmasına rağmen yukarıya doğru bir adım atmak yerine gerilemiş olmasıdır. Bundaki en önemli sebeplerden biri oyuncularıyla iyi ilişkiler kurmaktaki sıkıntısı muhakkak, özellikle de zor oyuncuları idare etme konusundaki başarısızlığı. İlk Efes dönemindeki sistemin en kilit dişlisi Mulaomerovic’i sezon içinde göndermeyi istemiştir mesela. Mula, belki Dünya’nın en iyi takım oyuncusu değildi ama ertesi sezon da devam ettiğine göre o kadar kolay vazgeçilecek de bir oyuncu da değildi demek ki. Bu sezon Rakocevic’le kenarda birbirlerine girecek kadar ileriye giden sürtüşme de kariyerindeki istisnalardan biri olmasa gerek. Bir başka nokta da şüphesiz ki sezon sonlarını iyi getirmekteki başarısızlığıdır. Saporta’yı alan takım kimilerinin şampiyonluk favorisiyken daha play-offta ilk turda maç bile almadan elenmesi, sezonu lider bitiren Beşiktaş’ın vasat Türk Telekom’a elenmesi ve favoriyken ULEB Cup çeyrek finalinde Galatasaray’a elenmesi özgeçmişinde hiç de iyi durmayan bölümlerden bazıları.

Son iki sezonki felaket ise iyi işlemeyen bir sistemle açıklanamaz elbette. En vahimi de ilk Efes döneminde sonunu hazırlayan şişkin kadro hatasına tekrar düşerken, eksikliği çok hissedilen pozisyonların bulunabilmesidir elbette. Ama asıl kötü olan şeyler sürekli şikayet eden, daha önceki takımı şu anki takımı karşısında 2 sene önce Türkiye Kupası’nda hakem katliamına uğrarken ve takımına karşı hakemlerin yıllardır süren hoşgörüsü mevcutken konuyu sürekli federasyon başkanıyla olan ilişkisine getiren, saha kenarındaki sürekli gergin görüntüsüydü herhalde. Bu süreçte kimseyi tatmin etmeyen açıklamalarıyla doping olayının üstesinden gelemeyen kulübünün de git gide antipatik hale geliyor oluşunun da payı yadsınamaz elbette.

Fatih Terim tarzı iddialı ama daha çok rakibi motive eden demeçleri, Ülker’de habire yeni bir oyuncu transfer edilirken kadrodaki eksikliklerden yakınan tavrı, hatta Ülker’den ayrılmasına sebep olan bir dönemki çalkantılı özel hayatı vesaire, vesaire… Ergin Ataman’a dair bulunabilecek pek çok negatif nokta var ama hala eldeki en önemli coach potansiyeli bence kendisi Türk basketbolu adına. Birkaç sene önceki Türk milli takımı kadrosunda maç içi hamle yapma becerisi olan Tanjevic’in yanında takımın hücumunu kurgulayan beyin olarak o yer alsaydı nasıl olurdu diye düşünürüm hala. Artısıyla eksisiyle önemli bir isimdir, her şeyden önce de sıradaki takımını doğru seçerek, yaptığı hatalardan ders almış olarak bunu kanıtlayarak, umarım…

13 Haziran 2010 Pazar

Almanlık Ne Güzel

"Almanlıktan aldığım tadı hiçbir şeyden alamadım."

11 Haziran 2010 Cuma

Bu Maç Evde İzlenir OST #13: Hop Hop Altıntop


Disco 2000 - Pulp
In Between Days - The Cure
Hungry Like The Wolf - Duran Duran
Keep Feeling Fascination - The Human League
White Wedding - Billy Idol
Life's What's Killing Me - The Fixx
There is a Light That Never Goes Out - The Smiths
Always On My Mind - Pet Shop Boys
That's Entertainment - The Jam
I Don't Need Her - The Outfield
So Lonely - The Police
She Sells Sanctuary - The Cult
Stayin' Alive - Bee Gees
Parthenon Drive - Echo and The Bunnymen
Walk of Life - Dire Straits
Karma Chameleon - Culture Club
Save It For Later - The English Beat
Lessons In Love - Level 42
A Little Respect - Erasure
Right by Your Side - Eurythmics

Dünya Kupası Evde İzlenir! #2

Biraz cüretkâr da olsa, evet, son tahminlerim bu şekildedir.

10 Haziran 2010 Perşembe

Dünya Kupası Başlıyor

Boston.com her büyük turnuvada olduğu gibi The Big Picture bölümünde Dünya Kupası'na yer vermiş. Fotoğraflar çok hoş, özellikle Lucas Neill ve Avustralya takımının sudan yansıdığı fotoğraf. Bunlar tabi turnuva öncesi, turnuva sırasında ve sonrasında da aynı adrese bakmak lazım.

9 Haziran 2010 Çarşamba

Dünya Kupası Evde İzlenir!

Dayı cuma başlıyor şaka maka futbol şöleni. Ben de tahminlerimi yaptım aradan çıksın diye, unutmadan. Nereden yapıyoruz? Buradan. Açılış maçında ofisteyim. Vuvuzelalarla açıyoruz turnuvayı. Dünya Kupası boyunca ya ofiste ya evde olacağım, bir kaç arkadaşta da izlenecektir maçlar tabi. Biz evde izlerken, adamın biri Avrupa'da fink atacak. Daha önce bahsettim projeden. Uğur gidemiyor ama Mustafa 1 ay boyunca Avrupa'da. Henkel sponsor oldu Mustafa'ya. Fa markasını da yanına koydu Mustafa'nın, herif resmen ismini sattı, MustaFa oldu. Yarın gitmeden isteklerimi sıralayacağım. Ne aldırsam diye düşünüyorum. Ne güzel lan, biz evde-ofiste, herif publarda... Bracket olayında gönlümden geldiği gibi salladım. Mesela Nijerya 98 Dünya Kupası'nda da süpriz yapar diye tutturduğum, sempatim olan bir takımdı. Hollanda'yı finale kadar nasıl getirdim bilmiyorum yalnız, öyle bir düşüncem yoktu ama finale yazdırıverdim. İspanya şampiyon, Torres gol kralı olur.

Neler Çektim Bir Bilsen...


Favorilerimi görenler, 'Vaay favori yapmışsın, yeni moda bu mu?' diye soruyorlar ve bu fena halde canımı sıkıyor. Fakat bunun sebebi; 'Yea moda nedir ağğğbi? Sikimde değil yağni...' türünden kolpa bir düşünce değil de birinin yaptığı bir şeyi modaya bağlamaya çalışan insanların varlığı. Ne yani, illa moda mı olmalı lazım favori uzatmamın sebebi?

Dünya kupasında, pek umudum olmasa da, İngiltere'yi destekliyor ve seyir açısından güzel bir turnuva olmasını diliyorum. Boşa izlemeyelim... Fakat Fransa'nın sürüm sürüm sürünmesi en büyük temennim.

15-25 Haziran'da Ukrayna'dayım. Sonra geri geleceğim ama hemen akabinde büyük ihtimalle, bir aksilik çıkmazsa, uzun bir süre yaşamak için orada olacağım. Asıl amaç dil eğitimi de bunun yanında güzel bir iş fırsatım da var. Hiç tepesim yok.

'Benim için cinsellik ikinci hatta üçüncü planda'

Duyan da hiç Ukrayna kadınlarını hesaba katmadım sanar. Ne kadar da mütevaziyim, 'İşte hem Rusça-Ukraynaca, hem iş...' Şimdiden ayarladım bir kaç bağyan. Bir kaç tane de Antalya mevkilerinden arkadaşların tanıştıkları ve yönlendirdikleri oldu, onlara da bir tanışmak gerek.

'Ukrayna'da kızlar teklif ediyormuş.'

Ukrayna'ya gideceğimi öğrenen arkadaşlarımın yapmaktan vazgeçemedikleri şakalardan biriyle bu mevzuyu noktalıyorum; 'Gelirken Free-Shop'tan karı getir bize ehe mehe'

'Ukrayna'dan ciddi teklifler aldım, herşey eşimi ikna etmeme bağlı. Boşanalım diyorum boşanmıyor şırfıntı. Evli de gidilmez ki şimdi oraya...'

Yaklaşık bir haftadır İstanbul'da, bir arkadaşım yanında mülteci hayatı yaşıyorum. Burada şartlar çok kısıtlı, bir boğaz manzarası bir de Beatles Rockband ile vakit geçiriyoruz. Devlet bize yardım etsin, mağduruz.

Önce Solo Play'de gitarı alarak Hard mode'u bitirdim, sonra bateride Hard Mode'u komple bitirdim. Sıra geldi expert'te ikisini birden bitirmeye de bateri için bir deneyeyim dedim expert'i, giderim bateri alırım daha iyi lan. O ne öyle! Ve youtube'da %100 çalan adamlar var, manyak mısınız oğlum?

Mentalist diye bir diziye sardık bu aralar. Başroldeki abi, Lugano ile Metin Uca'nın bir alışveriş merkezinde 'Çocuklarınızın Tipi Nasıl Olacak?' temalı, adını hatırlayamadığım sahtekarlık ürününe beraber girdiklerinde çıkan sonuç ne olursa işte o...

Nedense bu üç adamın da sinir bozucu bir gülüşleri olsa da, sürekli gülüyor olmaları gözümden kaçmadı. Ike Shorunmu, neredesin?

Dizi güzel ama... Hafif Dexter tadı bırakıyor damakta. Çoğu kişi 'Dexter çakması' olarak görebilir bu sebepten. Biz biraz da 'Katil kim?' oynayıp skor tutup eğlendiğimiz için o kısmını atlamış olabiliriz.

Fazla zamanınızı almayacağım, 'bundan böyle Dinamo Kiev de evde izlenir' diyerek noktayı gediğine koyuyorum.

8 Haziran 2010 Salı

The Final Frontier

Iron Maiden son stüdyo albümleri olan The Final Frontier'ı 16 Ağustos günü piyasaya çıkarıcak ve ardından gerçekleştirecekleri Final Frontier World Tour ile hayranlarına veda edecek.

Iron Maiden benim için dünya müzik tarihinin en baba gruplarından biri olmasının yanında en baba heavy metal grubudur. Bu sebeple; albümün son albümleri olması ve tur listesinde Türkiye'yi görememek ve belki de "Scream for me Istanbul" diye bağıramadan göçüp gitmek her ne kadar acı verici olsa da yeni bir heyecan bir yandan da. Albümün ilk şarkısı El Dorado'yu bedava dinlemek ve indirmek için; tık.

The Final Frontier Tracklist;

1. Satellite 15....The Final Frontier
2. E
l Dorado
3. M
other of Mercy
4. C
oming Home
5. T
he Alchemist
6. I
sle Of Avalon
7. S
tarblind
8. T
he Talisman
9. T
he Man Who Would Be King
10. W
hen The Wild Wind Blows

The Final Frontier World Tour;

JUNE
Wed 9
Fri 11
Sat 12
Mon 14
Wed 16
Thu 17
Sat 19
Sun 20
Tue 22
Thu 24
Sat 26
Sun 27
Tue 29
Wed 30

JULY
Sat 3
Tues 6
Wed 7
Fri 9
Sun 11
Mon 12
Wed 14
Thu 15
Sat 17
Sun 18
Tue 20
Fri 30

AUG
Sun 1
Thu 5
Sat 7
Sun 8
Wed 11
Sat 14
Sun 15
Tue 17
Thu 19
Sat 21


US Dallas, TX Superpages.Com Center
US Houston, TX Cynthia Mitchell Pavilion Woodlands
US San Antonio TX AT&T Center
US Denver CO Comfort Dental Amphitheatre
US Albuquerque The Pavilion
US Phoenix AZ Cricket Wireless Pavilion
US San Bernardino CA, San Manuel Amphitheatre
US Concord CA, Sleep Train Pavilion
US Auburn WA, White River Amphitheater
CAN Vancouver BC, GM Place
CAN Edmonton AB Rexall Place
CAN Calgary, AB Saddledome
CAN Saskatoon SK Credit Union Centre
CAN Winnipeg MB, MTS Center


CAN Toronto, ON Molson Amphitheatre
CAN Ottawa, ON, Cisco Blues Festival
CAN Montreal QC Bell Centre
CAN Quebec, QC Summer Festival
US Holmdel NJ, PNC
US New York NY, Madison Square Garden
US Pittsburgh PA First Niagara Pavilion
US Cleveland OH, Blossom Music Center
US Detroit MI, DTE Music Theatre
US Chicago IL, First Midwest Bank Amphitheatre
US Washington DC, Jiffy Lube Live
IRELAND, Dublin, The O2


UK Knebworth, Sonisphere Festival
GERMANY Wacken Festival
SWEDEN Stockholm Stora Skuggan Sonisphere Festival
FINLAND Pori Kirjurinluoto Sonisphere Festival
NORWAY Bergenhus Festning Koengen
HUNGARY Sziget Festival
TRANSYLVANIA Cluj, Polux Mall
ITALY Villa Manin Codroipe, Nr Udine
BELGIUM Pukkelpop Festival
SPAIN Valencia Auditorio Marina Sur



7 Haziran 2010 Pazartesi

Ray Allen

5 Haziran 2010 Cumartesi

4 Haziran 2010 Cuma

Kobe Bryant: All Together Now

Akıllara Zarar İnsanlar #1: Şevket Kazan

Şevket Kazan, Sakaryalı olmasından utanç duyduğum bir Sakaryalı. Susurluk'ta adı geçmiş, o dönem adalet bakanlığı yapmış bir şahsiyet. Refah-yol hükümetinin ensesi kalınlarından. Fakat asıl önemli olan şey hakkında bakınız Ekşi Sözlük'ten Deccal ne güzel söylemiş zamanında;

sivas katliamında diri diri yakılan 37 aydının canilerinin avukatlıığını yapan bu zat, şimdilerde kuş gribi yüzünden yakılan tavuklara yapılanın vahşet olduğunu savunuyor. ve düz mantıkla bakınca olaya, metin altıok, muhlis akarsu, asım bezirci, hasret gültekin ve niceleri onun gözünde bir tavuk bile etmiyor.
(deccal, 25.01.2006 17:45 ~ 04.05.2006 11:36)

John Rambo Death Chart


cCc Rambo siker cCc

3 Haziran 2010 Perşembe

NBA on ABC: Finals 2010

Playofflar boyunca ESPN ya da ABC'de gördüğümüz ilk 5 görselleri, Final versiyonları. Tüm playoff takımları için olanlar, burada.

Kaynak: Flickr

L.A. Times: NBA Finals Preview

NBA Finals 2010

Playoff'ta kaç maç izledim bilmiyorum valla, bir elimin parmaklarını geçmez gibi. Finalde de aynı hislerdeyim ama izleyeceğim sanırım bu gece. Al birini, vur ötekine dayı. Ne Lakers, ne Celtics... 2000, 2001, 2002, 2004, 20008, 2009, 2010... Lakers abi... Bazen düşünüyorum, "Ben NBA ile neden ilgileniyorum ki, nasılsa Lakers öyle de, böyle de başarılı oluyor." diye, saçma belki ama öyle. Neyse işte, yazı falan yazamadık da bari 2008 finalinde Rick Chapman'ın çektiği karelerden koyayım şöyle, koymuş olayım maksat. Koyduk mu?

Bunları Tanıyan Var Mı? #2

2 Haziran 2010 Çarşamba

Bunları Tanıyan Var Mı?

Cevabı da yakın bir zamanda koyarım.

Naaaays

Kaynak: likecool.com

'İndiririz' Efsanesi