WC2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
WC2010 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2010 Salı

Ve Kupa Biter...

Kupa bitimiyle boston.com'daki fotoğraf serisinin sonuncusunu verelim. Hollanda yenilgisi sonrası Uruguay taraftarının, Forlan posterinin asılı olduğu pencereden kameraya yansıyan üzüntüsü...

Fotoğraf: REUTERS/Andres Stapff

12 Temmuz 2010 Pazartesi

TAKSİM'DE İSPANYA - HOLLANDA GERGİNLİĞİ

TAKSİM'DE İSPANYA - HOLLANDA GERGİNLİĞİ

12 Temmuz 2010 Pazartesi

Şampiyonluğu kutlayan İspanyol turistlere kızan Hollandalı turist grubu İspanya bayrağını yırttı. İki turist grubu arasında kısa süreli sözlü sataşmalar yaşandı. Hollandalı turist grubunun meydandan ayrılmasının ardından İspanyol turistler şampiyonluğu kutlamayı sürdürdü.

2010 Dünya Kupası finalinde İspanya'nın, uzatma dakikalarında Iniesta'nın attığı golle Hollanda'yı 1-0 yenerek şampiyon olmasının ardından Taksim meydana gelen bir grup İspanyol turist şampiyonluğu kutladı. Eğlence mekanlarında maçı izledikten sonra meydana gelen yaklaşık 30 kişilik İspanyol turist grubu yanlarında getirdikleri bayraklarını sallayarak marşlar okudu.

Takımlarına destek veren ve şampiyonluğu kutlayan kadınlı-erkekli grubu gören 10 kişilik Hollandalı turist grubu tepki gösterdi. Şampiyonluğu yitirmenin öfkesi ile İspanyol turistlerin yakınına gelen Hollandalı turistler yanlarındaki İspanya bayrağını yırttı. İki turist grubu arasında kısa süreli sözlü tartışma yaşandıktan sonra Hollandalı grup meydandan ayrıldı. Marşlar okumaya devam eden İspanyol gruptan bazı turistler meydanı arenaya çevirerek boğa figürleri yapıp şampiyonluk coşkusunu doyasıya yaşadı.

Ali Çağlar TINBEK / İSTANBUL - DHA

Fotoğraflar ve haber için; tuk.

7 Temmuz 2010 Çarşamba

Alma Arjantin'in Ahını...

94'ten beri Arjantin'i eleyen tüm takımlar ertesi turda Dünya Kupası'na veda etmiş. (Önceki ikisinde de final oynamışlardı zaten) Buenos Aires'te edilen beddualar yerini buluyor kısaca.

Not: Japonya'da gruptan çıkamazken son maçta yenemedikleri İsveç'e elendikleri varsayılmıştır. O gruptan çıkan diğer takım olan İngiltere de zaten iki maç fazla gördü sadece.

Foto: Reuters

Tilt-Shift

Dayı fotoğraflarda gezinirken şunlara denk gelince hoşuma gitti tabi, bildiğin gibi. Nedir derken; tilt-shift diye birşey ile karşılaştım. Bunlar bile güzelken, şunlar şahane. Richard Heathcote çekmiş bunları da Getty'den.

Run Robben Run

Fotoğraflar: Richard Heathcote/Getty

4 Temmuz 2010 Pazar

Sen Ağlama #2

Maç bittiğinde İspanyollar sevinirken Paraguaylılar da doğal olarak üzülüyorlardı ama hiçbirisi Cardozo kadar değil. Cardozo'nun maç bitimindeki gözyaşları ve davranışları gerçekten çok dramatikti. Kendisine teselli etmeye gelen arkadaşlarını etrafından uzaklaştırmak istemesi, onların yüzüne bakamadığı için sürekli formasıyla yüzünü kapatması vs... Hatta durumu gören İspanyol oyuncular bile teselliye geldiler fakat Cardozo gerçekten kendinden geçmişti. Kaldı ki Cardozo'nun kaçırdığı penaltı Asamoah Gyan'ın kaçırdığı penaltı kadar kritik ve dramatik de değildi. Gyan da eminim ki kahrolmuştur ama Cardozo'nun hali gerçekten başkaydı. Ekranda böyle bir oyuncu görmek kötü etkiledi, bir futbolsever olarak. Cardozo gibi oyuncular var oldukça futbol hep sevilecek.

3 Temmuz 2010 Cumartesi

İspanya ve Kader

Genelde İtalya, bazen de Almanya'nın yaptığı şekilde ilerliyor İspanya ve de bunu kendi yaptıklarından çok farklı bir şekilde yapıyorlar. Kötü başladıktan sonra grafiklerini bir yandan artırırken bir yandan da ölümden dönerek yollarına devam ediyorlar. Kaderin bu sefer onların yanında olduğunu düşünmemeleri için hiçbir sebep yok.

Onun için de üzgünüz, Dünya Kupaları'nın Paraguay adına Chilavert'den sonra en çok hatırlanacak ismi oldu.

Fotoğraflar: Reuters

Adeus Brasil


Fotoğraf: Robert Ghement/EPA/Guardian

Sen Ağlama

İğrençsin!

Allah bize bu görüntüyü göstermesin bir daha, başka da bir isteğim yok artık bu dünya kupasından.

Too Much Drama (Tragedy!)

Dünya Kupası'nın bu kadar çekici, bu kadar özel olmasının öncelikli sebebi elbette ki oynanan futbol seviyesi değil, Olimpiyatlar dahil hiçbir spor organizasyonu bu kadar drama vaad etmiyor. Yine de bu geceki biraz fazla oldu. Organizasyonun benim açımdan pek iç açıcı olmamasının sebebi de şu ana kadar buna dair pek bir şey sunmamış olmasıydı. Günün ilk maçında malzeme vardı bu açıdan, ama o sadece ordövr tabağıymış.

Luis Suarez kuşkusuz ki bu maçın Uruguay adına adamı oldu. Aynı dakika içerisinde iki zıt duyguyu uçlarda yaşadı bu duygusal adam. Hem güzel insan hem güzel futbolcu Forlan'ın güzel golünü de es geçmeyelim. Hem onun adına hem de yolu bizim Asya'da çizdiğimize oldukça benzeyen bu takım adına içim bayağı buruk da olsa mutluyum.

Gyan Asamoah, seyrederken sürekli küfrettirebilecek tipte bir oyuncu. Özellikle Almanya'da çok sinir etmişti beni. Sahadaki yanlış tercihleri ve paylaşımcılığa pek açık olmayışı-bencil demek istemiyorum sadece- sizi zaman zaman Nobre'yi izliyormuş gibi çıldırtabilir ama hakkını vermek lazım şu genç Gana takımı için hem Afrika Uluslar Kupası'nda hem de bu turnuvada oldukça önemli işler yapan, ve tek forvet rolünü çok iyi oynayan birisi olarak belki de en kilit isimdi takımdaki.

Bu kadar etkili bir forvet olmasının sebeplerinden biri de muhakkak ki kendine olan (bazen aşırı) güveni ve soğukkanlılığı. Yine de bu ikisinin birlikte en uç noktada olacağı bir penaltı atması, kaçırdığı penaltının aynısını tekrar etme cesaretini göstermesi dışında bir yolla mümkün olur muydu bilemiyorum. Bu yaptığı benim için bu geceki dramayı aşan, trajediye dönüşen olay kadar unutulmaz olacak sanırım.

Bu gece rakibinden daha üstün oynayan, fizik güçleri ve dayanıklıklarıyla etkileyen ve her maçında beni biraz daha şaşırtan bu güzel takımın başaracağına bir an olsun inandım ama yazık oldu demek çok hafif kalır. Tarih bu kadar da tekerrürden ibaret olmasın be...

1990 Kamerun,
2002 Senegal,
2010 Gana!

Fotoğraflar: Reuters

Oh Africa #2

"Kalk Appiah kalk, Allah'ın dediği olur..."

Gökhan Özşahin

2 Temmuz 2010 Cuma

Hup Holland Hup!

Brezilya'yı zaten pek sevdiğim söylenemez ama bu seneki kadar itici olduklarını hiç hatırlamıyorum yıllardır. Robinho resmen kabadayı olmuş ve daha ilk dakikada Van Bommel'e diklenerek hiç doğu birşey yapmadı. Neyse ki Hollanda maçı çevirdi, yoksa Vam Bommel'den maç sonuna doğru kartlık ve cezalık bir hareket beklerdim. Maç içinde de gerekli mesajı verdi zaten.

İki takımda bildik hallerinde değillerdi ama Hollanda 1-1'le gelen rüzgarı iyi kullandı ve yıllarını acısını çıkarbı belki de. Yıllardır buralara gelip boynu bükük ayrılan bir Hollanda'nın, alışmadığımız bir futbolla da olsa yarı finali görmesi güzel. İkisinin de birbirinden pek farkı yokken Robinho, Melo yerine Sneijder, Kuyt ve Brezilya yerine Hollanda izlemek daha güzel benim için. Kuyt demişken bir kez daha düğmelerimizi ilikleyip önünde saygıyla eğilelim. Darısı yarın Arjantin'in başına.

1 Temmuz 2010 Perşembe

Joachim Löw, 1998-2010

Teknik direktör öğütmedeki başarımız ülke olarak malum. Fenerbahçe ise bu konudaki başarısını genellikle önemli teknik adamların kariyerlerindeki kara sayfa olarak tanımlanarak biraz daha ileriye götürmüş bir kulüp. Bir önceki büyük turnuvada Türkiye dışındaki tüm yarı finalist takımların başındaki kişilerin Fenerbahçe'den kovulmuş olması da bunun en önemli göstergesi olsa gerek. Bu istikrarın ödülü olarak da bu kişiler içinde azımsanmayacak bir performans sergilemiş olan Löw'ü yolladıktan sonra Galatasaray'ın başarılarıyla da birlikte pek çoğu için en çok unutulmak istenen sezonlarını geçirmiş olmaları tuhaf olmasa gerek.

Şahsen Fenerbahçe'nin ondan sonra daha iyi bir futbol oynadığı bir sezona tanık olmadım. O sezona dair en önemli olaylardan birisi de kuşkusuz Parma maçlarıdır. Efsane Parma takımını İstanbul'da yenerken, deplasmanda rakibinin üstün oyununa rağmen eski dönemlere dair klasik Türk takımı kavramını oluşturan acayiplikte goller yemeyi becerebilmesi ve Boliç'in son dakikada iki direğe çarpan topun dışarı çıkması sonucu elenmesine rağmen, daha sonra kopup giderek UEFA'yı alan takıma kan kusturmasıdır.

Özellikle Euro 96 sonrası futbolu yavanlaşan Alman milli takımına oynatmayı başardığı şu oyun bile onun teknik adamlık becerisini ortaya koyar. Alman efektifliğiyle elindeki yetenekleri bir potada eriterek ortaya çıkardığı şu takım çok özel gerçekten de. Bu oyunu uygulayabilmek adına kadroya almadığı tecrübeli isimlerden dolayı önceleri eleştirilirken şimdi takdir ediliyor. Gerideki oyuncular dışında her an herkesin gol bölgesine girdiği, sürekli birbiriyle kombinasyonlara giren bir altılı bloğa sahip olmanın-ki zaman zaman Lahm da katılarak yedili oluyorlar ama ona gerek bile duymayabiliyorlar- yanında bu kadar hücum düşünen bir takımın aynı zamanda bu kadar efektif futbol oynadığını izlemek sevenleri için harika bir his olsa gerek.

Arjantin karşısında da Almanya'nın ne yapacağını tahmin etmek güç değil ama karşılarındaki takım turnuvada karşılaştıklarından daha farklı, onların oyununu oldukça bozabilecek bir hücum gücüne sahip. Arjantin, şu ana kadarki maçlarda orta sahası zayıf karnı gibi görünen ve en güçlü yanı orta sahası olan Almanlar için ideal rakip gibi gözüküyor. Buna karşın, etkili hücum silahları ve Messi gibi taktik hakkında yapacağınız tüm doğru kurgulamaları çöpe atabilecek bir adamla bu maç iki devin Dünya Kupası çeyrek final maçının ötesinde çok daha merak edilir bir hale geldi benim için. Özellikle çok da güven verir bir görüntüde olmayan Alman defansı-Löw'ün takımı bu kadar ofansif oynatmasında bunun da bir etken olduğunu düşünüyorum- da mevcutken ibrenin iki tarafa da eşit uzaklıkta olduğunu düşünüyorum. Arjantin'in nispeten rahat rakiplerle oynamasına rağmen, Almanya'nın da facia İngiltere savunmasına rağmen ve yenilen Antalyaspor golüne kadar olan sürede oyunun kontrolünü rakibine kaptırdığı gerçeği var. Bu anlamda onların da bu genç takımla daha zorlu bir atmosferde neler yapacağı hala soru işareti gibi duruyor.

Kalbim hem Maradona, hem de 2005'de U-20 Dünya Şampiyonası'nda ilk kez seyrederken çok etkilendiğim Messi ile olacak. O turnuvada, onun takımını nasıl taşıdığını gördüğüm zaman okuduğum Maradona'86 hikayeleri gözümün önünde canlanmıştı. Vasat görünen bir takımı adeta tek başına kupaya uzandırmıştı. O turnuvayı izleyenler için Messi tek başına bir takımı şampiyon yapabilir mi sorularının cevabı asla hayır değildir.

30 Haziran 2010 Çarşamba

Nike: Geleceği Sen Yaz



Bak Onu İyi Dedin

Fotoğraf: Reuters

İspanya 1 - 0 Portekiz

Fotoğraf: Getty

Cristiano Ronaldo Biliyor!

Atamayana atarlar!

Güzel, seyirlik bir karşılaşma oldu. İspanya'nın golüne kadar olan pozisyonlar arasında gole en çok yaklaşılan ataklar hep Portekiz'den geldi. İspanya da o sıralarda Ramos ile kanatlardan yükleniyordu fakat kafaya yükselenler Xavi ve Iniesta olunca tabi ki sonuç hüsran oluyordu. Orta sahada baskılı, hakim ama hücumda etkisiz gözüküyorlardı gözüme.

Cristiano Ronaldo pek oyunda yoktu. Bu dünya kupası zaten hüsranların turnuvası oluyor. Favoriler eleniyor, iyi performanslar beklediğin oyuncular tel tel dökülüyor... Ronaldo da onlardan biriydi işte, yapacak bir şey yok. Sebebi ama teknik direktör ama Paris Hilton'dur, farketmez.

Atamayana atıyorlar böyle işte...

29 Haziran 2010 Salı

Paraguay Kaçar!

Güney Amerika tam gaz devam... Turnuvanın en sıkıcı maçlarından biriydi, belki de en sıkıcısı. En azından uzun zamandır görmek istediğimiz penaltıları izlemiş olduk. Paraguay kazandı ama işi uzatmalara götürerek tek kötülüğü benim mis gibi kupona yapmış oldu. Bir de şu yıllardır kaçan penaltıların üstüne hala penaltıyı doksana asıcam diye kaçıran adamları anlamıyorum. Lucas Barrios güzel insan.