Bağyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bağyan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2011 Pazar

Emma Stone

'Tas diye tabir ettigimiz' ablalar kategorisine girmekle kalmayip soyadi olarak da kendine almis bir kisidir kendisi. Yih yih yih, ilahi ben ve su gazete manseti tadindaki espirilerim.

Favori muzik grubunun The Beatles olmasi,
Superbad'de inanilmaz sirin, yalanasi hatun kisi tadinda olmasi,
Bizi ona asik kilan seyler.

Oyle ki seks kasedi ciksa, izlemem.
Dugun kasedini yollarsa seve seve izlerim.
Zira eglenilecek kasetleri olan kadinlar var, evlenilecek kasetleri olan kadinlar var.

Soyle de bir sey var ki 'insaydirlarim' salik verdiler gece hayatina dikkat etmedigine dair...

Tuncay'i gece alemleri konusunda uyaran Sansal babacanliginda uyarmak istiyorum kendisini.
Ece Gurmeme'ye sefkat gosteren Hincan Kuluc kadar sefkat gostermek istiyorum. (bkz: jenna jameson - waking the dead)

Kendisinin bir Lindsay Lohan vakasi olmamasi dileklerimle de nohtayi goyuyom.

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Scarlett

Dahası için, tuk tuk.

2 Temmuz 2010 Cuma

Arzular Şelale: Zooey Deschanel

12 Şubat 2010 Cuma

Şimdi Neredeler?

Tülin Şahin: Mankenliği bırakıp, giysi tasarımına girmiş diyorlar. Arada televizyonlarda görünüp, "Bana Norveç'te sürekli Cindy diyorlar" demeye devam ediyor. Kendi kendini kültür elçisi ilan etmiş.

Ayşe Hatun Önal: Türk elektro müziğine, "Sustuysam" adlı taş gibi albümüyle yeni bir boyut katttıktan sonra, herkes ondan ikinci albüm beklerken, evlenip çoluk çocuğa karışmış. Umre'ye filan gitmiş galiba.

Batista: Gaziantep, Galatasaray, Shaktar, Kasımpaşa, Konya derken, bu sene Mersin İdmanyurdu'nda oynamaya devam ediyor. Mertol Karatay adıyla Türk vatandaşlığına geçti ama, "Mertol" diye çağrılmanın verdiği azap yüzünden, bir süre sonra çıkabilir. Konya'da bir hayat kadınını nikahına almak istediği biliniyor.

Balic: Tabii hikayesini anlatmayacağım, lakin kariyerindeki en önemli detay, tutmayan müzik albümüdür herhalde. Türk halkının Ümit Davala'ya gösterdiği tepkinin bir benzerini Balic'e göstermiş olmalı Boşnak kardeşlerimiz.

Ümit Karan: Eh işte, Eskişehir. Lakin 222'ye gitmek yerine, arabayla İstanbul'a gelip Maçka Parkı'ndaki Frame isimli mekanına gittiği söyleniyor. Beni mekana almadıkları için ötesini bilmiyorum.

3 Şubat 2010 Çarşamba

Hollywood'un Genç Umutları

Vanity Fair, Hollywood'da yavaş yavaş vurduğu yerden ses getirmeye başlayan genç aktrisleri aynı kare içinde toplamış. Bana da buraya koymak düştü. Yarın öbür gün bir filmde görür, aklınıza takılırsa, dönüp bu posta bakın, büyük ihtimal burada vardır. Ama Dakota Fanning'in olmaması yanlış olmuş, belki de 18 yaş olayından tırsmış olabilirler. Ayrıca hiçbir siyahi aktris olmaması Amerika'da hafif bir kıllanma yaratmış. Nerde Gabourey Sidibe, nerde Zoe Saldana diyor insan.

Soldan Sağa: Carey Mulligan, Kristen Stewart, Abbie Cornish, Mia Wasikowska, Amanada Seyfried, Rebecca Hall, Emma Stone, Evan Rachel Wood, Anna Kendrick

Soldan Sağa: Yukarıdan çıkarın işte, aynı yüzler hep.

10 Aralık 2009 Perşembe

Katy Perry - I'm Forever Blowing Bubbles

Kendisi şurada şöyle bir şey yapmış; şirin şey seni... Bi' yakalarsam!

28 Kasım 2009 Cumartesi

Daral Günlükleri #1

Artık futbol takip edemiyorum mesai saatlerim dolayısıyla, bundan vesileyle NBA maçlarını daha rahat takip ederim diyorum ama NTV kelek yapıyor, NTVSpor konusunda da otel kelek yapmakta. Koskoca otelde NTVSpor yok!

H1N1 virüsü mutasyona uğramış, diğer virüsler hani bana hani bana demiş! Fransa'da 2 kişi ölmüş bu mutant virüsten ötürü. Kendisi yetmiyordu ibnenin, bir de çocuklarından tırsalım şimdi. Ne oldu lan? Yeteri kadar ilaç, aşı satıp yeteri kadar yaşamayı haketmeyen insan öldüremediniz mi şerefsiz ilaç şirretleri, öhm, şirketleri.

Cemal Nalga muhabbetini hâlâ hayretler içerisinde takip ediyorum. Bu olay için ayrı bir twitter hesabı açsalar da daha rahat takip edebilsem.

En kötüsü de bu meslekte işletmelerin tatil günlerinde büyük kâr yapıyor olabilmesi ve senin çalışmak zorunda olman. Millet tatil yaparken sen çalışıyorsun, sen tatil yaparken geri kalan herkes çalışıyor. Tatil günlerinde takılacak insan bulamıyorsun.

Burada 70 cl. Yeni Rakı'yı 60, Tekirdağ 70 cl'yi 70 liraya satıyorum. Müşteri olsam dışarıdan alır getirirdim. CL başına 1 lira, kokusu da bahşiş sebebi!

Maaşı takside bağladım. Her ay 400 lira kadar öte berinin taksidini ödüyor, biraz kardeşime aylık harçlık veriyor ve geri kalanıyla Euro alıyorum. İleriye dönük planlarım arasında İngiltere'den kulüp satın almak var. Sterlin ve Euro'nun çapraz kurlarına göre vazgeçebilirim de bu fikirden.

Kulüp demişken, Dubai global ekonomik krizin yağlı kazığını ihtişamlı bir törenle içine almış. 'Şimdilik başı girdi ama zaten ilk defa içimize aldığımızdan çok acıtıyor. Biraz erteleme talep ediyoruz.' diye açıklama yapılınca borsalar taşaklara tekme yemiş gibi olmuş bugün. Bunun da ucu Türkiye'ye dokunur mu? Dokunursa ne kadar dokunur? Benim Euro'lar iş yapar mı? Göreceğiz.

1'e 5 veren bir iddia kuponu yapıp 50 ya da 100 lira basasım var ama götüm yemiyor. 'Sen 50 ver ben 50 vereyim yapalım bu işi' diyen varsa beri gelsin. Belki o zaman cesaretim olur.

Son zamanlarda dikkat ediyorum da inatla karşı durduğum iki şeye deli gibi bağlandım.

- West boktan sigaradır derdim, biraz da Çağrı'nın katkılarıyla West Ice müptelası oldum çıktım, tacirliğine bile başladım. 'Ver bakayım şu sigara neymiş?' diyenlere fix cevabım; 'Ya mentollü ama Marlboro ya da Salem gibi ağır değil.' oluyor. Bunun yanı sıra West'in otlakçısı da az olduğundan ciddi anlamda kâr edebiliyorum. Otelde sık oluyor bu ara; 'Sigaran var mı?' diyorlar, çıkarıyorum West'i vazgeçiyorlar. Yalnız burada bir aşçıbaşı var, çok acayip sarma sigara yapıyor. Tütünü özel diyor ama merak etmekteyim, söylemiyor. Belki de meraktır o sigarayı bu kadar cazip yapan, hmmmm...

- Entourage'ın pilot bölümünü izleyip sevmemiştim. Arkadaşım senelerce tavsiye etti, dinlemedim. Neymiş? Bir şeyden bir kere tiksinirsem bir daha ısınamazmışım. 2 ay önce olanı paylaşmak isterim; 1 haftada 6 sezon bitirdim. Eyvallah.

Gazlı içecekler içtiğim zaman midemden boğazıma kadar bir yanma hissi, bir gazlanma... Reflü çıkmasın da bir de başıma. Sırf bundan tırstığımdan mütevellit, çok gerek olmadığı sürece (zaten neden gerekecekse!) gazlı şeyler içmiyorum. İçkiyi de azalttım! Günde 3 bardak scotch içiyorum o da sızıp deliksiz uyumak için. Sigarayı da bıraksam, sperm sayısının artış oranına göre evlenebilirim de!

Balçiçek Pamir'in programına ayar oluyorum, konuklarına soru sorup daha soru bitmeden araya girip bir ton laf geveleyen, konuklarının da kibarlıktan ses çıkaramadıkları tüm program sahiplerine ayar oluyorum... Oylum Talu ve çemçük ağzını ise ölesiye tokat manyağı yapasım var. Yaya yaya konuşmuyor mu? Çenesi bir gün kendini salıp fırlayacak bir yere, ben de ekran başında kahkaha krizlerine gireceğim.

Bir erkek olarak Pelin Batu'ya verebilirim, o kadar hoşuma gidiyor. Kuzenim de aynı hisleri Yasemin Kozanoğlu için paylaşıyor. O gerçi psikopatlığı bir adım öteye götürüp seks kölesi olabileceğini de iddia ediyor. Ben Pelin Batu'nun seks kölesi olmazdım, özgürlüğü severim. O değil de düşününce de çok değişik bir çiftler buluşması olurmuş. Ben ve Pelin Batu, kuzenim ve Yasemin Kozanoğlu... Şöyle bir aile olamadık gitti amına koyayım! Bok gibi para olsa, bu hatunlara ulaşma şansımız olsa! Hadi ortalıktaki satılıkları anladık da, entellektüel olanlara da ulaşamıyorsun ki kardeşim para olmayınca! Takside bağlasalar bir nebze, 400 ödeyeceğime 900-1000 öderim! Saçmalamaya başladım.

Pelin Batu'nun 'Pelin Batu' yazıp Google'da aratarak bu sayfaya ulaşması ve hislerime erişebilmesi ihtimali. Pelin Batu'nun 'Pelin Batu' yazıp Google'da aratarak bu sayfaya ulaşması ve hislerime erişebilmesi ihtimalini Google'da arama ihtimali...

Sabaha karşı 05.40'ta nihayet izlemeye değer bir şey, can sıkıntısını giderebilecek bir şey! Anlat İstanbul, eyvallah Kanal D!

Çav Bella!

17 Kasım 2009 Salı

Hoooşgeeeeeldin Valentina Lima Jaric

O babadan olan çocuğu merak ediyorum. Steven Taylor - Liv Taylor örneği hâlâ canlıyken özellikle kızımızın gözleri hakkında umutlarım sürüyor. Sanırım Viktorya'nın Meleklerinde çirkin fetişi var, çözemedim mevzuyu anasını satayım! Hayır ben de yakışıklı sayılmam pek, sayılamayacak pek çok insan var, gidip sarkıntılık mı yapalım, şansımız olur mu anlamadım şimdi...

10 Kasım 2009 Salı

Amanda Crew

"Bak sana kimi gettim Sezo?"

Resimlerdeki ablayla tanışmam Sex Drive filmi sayesinde oldu, yani o orada oynarken, ben de ekran başında kendisiyle tanışmış oldum. Çok şeker, çok iyiniyetli. Tanısan sen de seversin.

30 Ekim 2009 Cuma

Ambrosio: 'Güneşi Gördüm'

9 Ekim 2009 Cuma

Boob View

Katy Perry - Russell Brand

Fotoğraf: Getty

13 Eylül 2009 Pazar

Pattie 'The Shuttle' Boyd

İngiliz müziğinin iki büyük ismi desem, çok fazla ikili sayılabilir ama George Harrison ve Eric Clapton'ın dostlukları bambaşka bu ikililerin içinde... Çünkü aynı kadına olan aşkları, Harrison'ın ölümüne kadar her şeye rağmen Clapton ile devam eden arkadaşlıkları ilginç bir hikaye bütününü oluşturan parçalardan bir kaçıdır.

Bir kadın, bir erkeğin hayatını bir çok şekilde etkileyebilir. İki erkeğin hayatını da etkileyebileceği bir çok şey bulabiliriz fakat iki müzisyenin hayatını etkileyip uğruna şarkılar yazdırması da bambaşka bir şey işte. Kimine göre o kadın tek kelimeye orospudan başka bir şey olmayabilir ama bu hikayeyi ilk araştırdığımda; 'Vay be...' demiştim. 'Hangi kadın onun yerinde olmak istemezdi ki?' diye de düşünmüştüm. Eric Clapton ve George Harrison'a uğruna şarkılar yazdırmak acayip bir fantazi olabilir ancak...

Pattie Boyd, 60'lı yıllara kariyeri hızla yükselmekte olan bir model olarak girer ve George Harrison ile 64' yapımı, Beatles'ın filmi, A Hard Day's Night'ın çekimlerinde tanışır. Tanıştıkları zaman Pattie Boyd nişanlı, George Harrison ise gelene geçene kayan karakterde tiplerdir fakat ikisi de bu ilişki için fedakârlık yapar ve Pattie nişanlısından ayrılır bir süre sonra.

66' yılında evlilikle sonuçlanan bu ilişkinin ardından ikilinin Uzak Doğu felsefelerine ilgisi, aynı zamanda Beatles üyelerini de bunun içine yavaş yavaş çeker... Bir yandan Beatles ile boğuşan, bir yandan da mistikliği tavan yapan Harrison, Pattie sevişmek için düz duvara tırmanıyorsa da paso götünü çevirip uyur.

Clapton ise hikayeye tam olarak bu noktada dahil olmaya başlar...

George'un bu; 'Bu gece olmaz Pattie, çok yorgunum...' tripleriye geçen günlerde, başlarda George için geliyorsa da sonraları yavaş yavaş Pattie'ye olan ilgisi artınca onun için -özellikle George evde değilken- gel-gitler yapan Clapton aşkından o kadar çıldırır ki '...vazgeçilir gibi değil bu med-cezirler! Fırtınam, felaketim, hasretim...' diye şarkılar söyleye söyleye dolaşır sokaklarda.

George'un Pattie'yi yalnız bırakışlarında ona olan aşkını, kahvede hesabına 51 oynadığı arkadaşlarına; 'Oğlum, bizim George'un Pattie'ye var ya offf, çıkarmadan beş posta...' diye anlatır Clapton... 'Ya oğlum s.ktir git. Sen kim, Pattie kim lan? O koskoca Beatles'ın George'u ile çıkarken sana bakmaz. Kes tatavayı da at kağıdını...' cevabını alan Clapton o kadar sinirlenir ki son ve Pattie'ye giden yolda en baba hamlesini ona şu sözleri yazarak yapar;

What'll you do when you get lonely
And nobody's waiting by your side?

You've been running and hiding much too long.
You know it's just your foolish pride.


Layla, you've got me on my knees.

Layla, I'm begging, darling please.
Layla, darling won't you ease my worried mind.

I tried to give you consolation

When your old man had let you down.
Like a fool, I fell in love with you,
Turned my whole world upside down.


Let's make the best of the situation

Before I finally go insane.
Please don't say we'll never find a way
And tell me all my love's in vain.

Sözler, Clapton'un en iyi şarkılarından biri olan Layla'nın sözleridir. Zaten daha sonrasında da Layla olarak şarkı piyasaya sürülür vesaire... Clapton Pattie'yi bunları yazarak etkiler etkilemesine ama Pattie ile George'un ayrılışları hakkında ise çeşitli söylentiler dolaşmaktadır, kesinliği konusunda bir şey söyleyemeyeceğim ne yazık ki...

Söylentilerden bir tanesi, George'un Pattie'yi ekip başka kadınlarla tatile çıkması sonucunda artık dayanamayan Pattie'nin Clapton'ı buyur ettiğidir.

Öbür hikayede Pattie ile Eric yakınlaşırken, aynı zamanda da George Ringo'nun hatununa kaymaktadır ve bunu öğrenen Pattie'nin; 'Öyle g.te, böyle ...rak' diyerek Eric'e saksafonuyla eşlik eder.

Sonuncu söylentide derler ki, bu geliş-gidişler esnasında Clapton'ın Pattie'ye abayı fena yakar, ilgisizlikten bunalan Pattie'nin kafası karışır. Clapton, Pattie'ye ona varmazsa uyuşturucu müptelası olacağına dair tehditler savurur. Ve hatta, George'un gözlerinin önünde Pattie'ye ilan-ı aşk eder, George'un bunu öğrenir, Pattie'ye 'Ya ben ya o pezemenk...' der, bu sözler karşısında g.tü tutuşan Pattie ise George'u tercih eder şeklinde anlatılır...

Olayın akabinde ise, daha sonra George Harrison şarkıyı Ray Charles'ın söylemesi için yazdığını açıklasa da, Pattie Boyd'un; 'O şarkı -ya ben ya o- olayının ardından benim için yazılmıştı.' dediği şu sözler oluşuverir;

Somewhere in her smile she knows
That I don't need no other lover
Something in her style that shows me

Don't want to leave her now
You know I believe her now

You're asking me will my love grow
I don't know, I don't know
You stick around now it may show
I don't know, I don't know

Something, Harrison'ın Beatles ile birlikte iken yazdığı yirmi besteden bir tanesidir... Lennon/McCartney bestelerine bakacak olursak ufak bir rakam elbette...

Velhasıl kelam, hangi rivayet doğru olursa olsun, Harrison Something'i ister Pattie'ye ister Ray Charles'a yazmış olsun, farketmez ve Pattie ile 70' yılında ayrılırlar. George; 'Bir kulunu çok sevdim, o beni hiç sevmiyor...' minvalinde devam eden ve hit olacağına adı kadar emin olduğu bir şarkı yazdığı hâlde grup üyelerinden 'Çok arabesk olmuş bu dayıgil, koyamayız albüme, tarzımız değil...' şeklinde veto alıp; 'Ulan aşkta da kazanamadık, hayatta da be! Bu da mı fa major değil?!' diye isyan edip kendini alkole verirken, Pattie aynı yıl içinde Eric Clapton ile dünya evine girer.

70' ve 74' yılları arasında evli kalan Pattie ve Clapton'ın hayatında ilginç şeyler olmuş, olmamış değil. Misal, Paul ve Linda McCartney'nin o yıllarda her sene bütün Beatle'ların hayranı olduğu -grup adını bulurken bile ondan esinlendikleri rivayet edilir- Buddy Holly anısına düzenledikleri partiye hazırlanırlarken yeni evli Clapton çifti, Eric işini erken bitirir ve beklemeye başlar. 10 dk, 15 dk, 20 dk. geçer derken Pattie'den ses seda yok... Bekle babam bekle, Pattie gelmez bir türlü. Clapton iyice sinirlenir ama çaktırmaz, saatine bakar ve akabinde; 'Balım, geç kalıyoruz. Hadi bir tanem.' diye bağırır. 'Tamam Eric, bağırma. Makyazımı tazeleyeyim, üstümü değişip geliyorum.. Sabret biraz sen de ayol, a-aaaaa. Siz erkeklerin işi kolay tabi bıdı bıdı bla bla...' diye cevap alınca alır eline gitarı; 'Sen gelmez olduuuun, sen gelmez olduuuun...' diye tıngırdatmaya başlar. Şarkı bitip Pattie hâlâ gelmemiş olunca bu defa doğaçlama girer ve Pattie için o mahur besteyi yapar;

It's late in the evening; she's wondering what clothes to wear.
She put on her make-up and brushes her long blonde hair.
And then she asks me, "Do I look all right?"
And I say, "Yes, you look wonderful tonight."

Çoğunuzun anlayabileceği gibi, şarkı bir döneme damgasını vurmuş, hâlâ daha çokça dinlenen ve türlü mekanda yemek yerken, içki içerken, sıçarken, işerken vs. duyabileceğiniz Wonderful Tonight adlı efsane Clapton şarkısı.

İş buraya kadar tatlı tatlı ilerler... Clapton kadınını beklerken sinirlenir, sinirini gitarla harika bir beste yaparak çıkarır ama sonralardan sapıtmaya başlar. Madde bağımlılığı, her gece her gece şişelerin dibine vurmalar, Pattie'yi tekme tokat dövmeler diye giden trajik bir hikaye oluşur iyiden iyiye... Bu dönemlerde, -ve aslında bugünlere kadar- Pattie, George'tan boşanıp Eric'e vardığına pişman olduğunu söylemeye başlar ve 'George'tan ayrıldığıma o kadar pişmanım ki... Anamı dinleyeydim de Eric'e varmayaydım, ah salak kafam ah...' minvalinde demeçler verir. George'un bu demeçlere kulağını tıkayıp sümüğünü atmaması ve tek oğlunun eşi Olivia Harrison ile 'yaaaa, önce sen kapaaaaat... ehi :) hayır seeeeeeaaaan yaaaa, ehehe :)' dönemlerinde olduğundan ötürü Pattie, Eric'e katlanmaya devam etmek zorunda kalır.

Gel zaman git zaman öyle bir olay olur ki, Pattie Clapton'ın yediği nanelere dayanamaz olur ve ilişki ayrılıkla noktalanır. Clapton, Pattie ile ilişkileri devam ediyorken başka bir kadından çocuk sahibi olur ve bunu öğrenen Pattie; 'İçip içip beni dövdün, katlandım. Kıskançlık krizlerine girdin, dövdün, katlandım. Anam ziyarete geldi, kovdun, sustum. Yediğin her boku alttan aldım ama buna da dayanamam artık, Allah belanı versin Eric, Allah seni kahretsin! Bana gelen sana gelsin... Ben annemin evine gidiyorum!' der demez kapıyı vurup evden kaçar ve bu ilişki de 74' yılında sona erer.

Bu aşk, seks, ihanet, ihtiras vs. vs. etiketli pembe dizini sonunda, Pattie iki ilişkisinden de umduğunu bulamayarak, hayata tek başına devam eder. George ile ilişkisi döneminde başlayan fotoğrafçılık merakından kaynaklı, her iki ilişkisinde de çektiği fotoğrafları sergilemeye başlar, sattığı fotoğraflardan para kazanır ve anılarında yaşamaya mahkum olur.

George ve Eric ise Pattie'nin hayatlarına dahil olduğu zamanlarda bile hiç küsmece, darılmaca, vay efendim; 'Sen benim hatunuma nasıl sarkarsın!', vay efendim; 'Sen kadınını mutlu edemediysen ben ne yapayım oğlum!', durumları yaşamadıklarından ötürü birlikte şarkılar yapmaya devam ederler, bu yüzden Pattie'nin gidişi hiçbir şeyi etkilemez ve Beatles'ın dağılmasından sonra da ortak projeler yapıp, arkadaşlıkları ile şarkılar üretmeye devam ederler.

THE END

11 Eylül 2009 Cuma

Hemen Eurovision Söylentileri Arkadaş!

Böyle bir moda var son 3-4 yıldır, yeni çıkan biri başarılı olduysa hemen Eurovision'a göndermeliyiz yoksa birincilik yalan...

Facebook'ta da şöyle bir grup sözkonusu, gruba üye olmadığım hâlde artık Sıla postlarından, Sıla haberlerinden gına geldiği ve grubun kurucusu herif ilkokuldan arkadaşım, muhattap olmak istemediğim için buraya post olarak düşüyorum. Adamın Sıla aşkı o kadar büyük ki, bir şekilde buraya ulaşacağına inanıyorum ve bu yazıyı görecek. O yüzden güzel bir karşılama yapmış olayım istedim;

Afedersin de s.keyim Sıla'yı! Yeter be, yeter! 7 gün 24 saat Sıla haberi, Sıla fotoğrafı, yok Sıla oraya gitsin, buraya sıçsın... Apaçilik de bir yere kadar arkadaş!

Grubun adı da 2010'da Eurovision 2010'da Ülkemizi Sıla Desteklesin Diyenler... Katılmasın, desteklesin. Sıla desteklemedikçe bu ülke Eurovision'da başarıya aç kalacaktır, bu kayıtlara geçsin lütfen.

26 Ağustos 2009 Çarşamba

Jeniffer Aniston

Bu kadını gördükçe Friends'i özlüyorum be...

Fotoğraflar: ELLE

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Mette Lindberg


Hatun da, şarkı da sana gelsin Gürkan'ım.


15 Temmuz 2009 Çarşamba

Anna Friel

Anna'ya olan sevdamı öncesinde Genç Subaylar'da yazmıştım, bilen biliyor. Öyle ahım şahım bir güzelliği olduğu söylenmez etrafımda ama bana güzel geliyor kardeşim. Hem güzel hem çıtı pıtı tatlı bir şey.

Vanity Fair'e soyunmuş sevgili Anna, teesüflerimi iletiyorum kendisine. Bana soyunmamıştı zamanında.

Ben tabi çıplak olanları ayrı tutuyorum. İnternet aleminde mevcut, dileyen bakıp titreşimlerle şarj olan kol saatlerinin şarjını doldurabilir.

3 Temmuz 2009 Cuma

Bar Rafaeli & Aerosmith

Ne alaka diyeniniz olabilir, olmayabilir de. Ben dedim, benim gibi insanların olduğuna inanmak için böyle bir girizgâh planladım. Neyse, Victoria's Secret için çekilmiş bir videodan screenshot sanırım. Yakındır, orijinalleri de düşer piyasaya.

Steven git gide daha mı çirkin oluyor yoksa bana mı öyle geliyor?

30 Haziran 2009 Salı

Amy Adams Ne Olmuş Öyle?

Fotoğrafı koydum ama umarım Şaban için hayal kırıklığı olmaz.

28 Haziran 2009 Pazar

Why So Ugly?

Mischa Barton Londra'da Harrods mağazasıyla alakalı bir açılışta yanılmıyorsam, Jennifer Aniston da yeni filminin setinde acayip acayip pozlar vermişler. Yakışıyor mu? Gerçi Aniston'ın bacaklar, memeler falan. Aaah aah Altair olacaktı şimdi ne meme muhabbeti çevirirdik.

26 Haziran 2009 Cuma

Dondurma Mevsimi

Şaban'ın posttan sonra iyi gelir diye düşündüm, hazır dondurma mevsimi de açılmış hehehehe. Nip/Tuck güzeli AnnaLynne McCord ve saz arkadaşları Jessica Lowndes ile Jessica Stroup.