Avrupa Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Nuri Şahin @ Real Madrid


Son girdiğim post üzerinden kaç ay geçti acaba... Yine fotoşopla döndüm. Nuri Real Madrid'de artık. Fanatik-Fotomaç falan yarın formayı giydirir - belki giydirmiştir bile- ama ofiste işlerden bunalınca kafayı rahatlattım. Çok da yakıştı la forma...

Ofiste 5 kişiye sordum, bilemediler, burada da sorayım; kafayı yerleştirdiğim vücut kime ait?

7 Nisan 2011 Perşembe

Chelsea - Manchester United

Dun isten erken ciktigim nadir gunlerden biriydi.
Zaten ligleri takip edemiyorum buradan, bir de Star'in Sampiyonlar Ligi yayin politikasindan oturu o keyiften de mahrum kaliyorduk ki bu hafta Chelsea - Manchester United macini gorunce isten erken cikmis olmamin keyfi ikiye katlandi.
Cips, bira falan aldim kendime marketten.
Moda girdim.
Sikecektik Chelski'yi, emindim.


Saat 21:40...

Cocuklar Duymasin'dan vazgecmek cok da zor olmadi.
Zira Behzat C.'nin tekrar bolumu ile birlikte mac baslayana kadar cerez olarak idarelik izlenen seylerdi.
21:42 - 21:43 sularinda Star'i actim. Genis acidan stadi gosteriyordu, takimlar sahaya cikmisti bile...
Santra'ya zoom yaptilar,
'Ve baslama vuru...'

*Pof!*

Bir mac da boyle gecti iste... Sikeyim uydu politikanizi.

18 Mart 2011 Cuma

Zdravstvuite Moi Druz'ya!

Shakhtar Donetsk - Roma maçında Donbass Arena'da bulunmanın keyfini yaşadım. Maçın üstünden uzun süre geçti bu sebepten artık ne yazsam boş gelecek, biliyorum, bu yüzden maçla alakalı bir şey yazmak yerine fotoğrafları ve videoları paylaşmak daha iyi olacak sanırım.

Yerimizi kale arkasında aldık.

Stadın içi... Çay-kahve-bira-hot dog ne ararsan var. Bardakta sıcak çorba falan da var ki gerektiğini kesinlikle söylemeliyim zira insanın boku donuyor. Bunun yanı sıra acayip kaliteli bir mekan.

Türk'üz, hemen araya kaynadık. Biz de açtık bayrağı fotoğraf çektirdik...

Bu abi aslen Zenit taraftarı ve St. Petersburgh'da ikamet ediyor anlattığına göre ama bütün kale arkası herifi tanıyor. Artık amigo lideri midir nedir bilemiyorum, aralarında nasıl bir bağ varsa...

Zavallı Doni... Kale arkasından yediği ve muhtemelen de anlayamadığı küfürlere mi yansın, maç orta sahada/Shakthar kalesinde geçerken bokunun donmaması için sürekli hareket etmek zorunda olmasına mı yansın... Hezimete uğramış olmaları da cabası...



Bu videoda sevgiyi anlattım. Açılış seramonisi bir yana, karşı tribünde "
kupaya giden yol" babında açılan kartonlar görülmeye değer. Şayet yakalayabilseydim dakika 80'de o yolu Roma taraftarlarının görebileceği şekilde çıkışa yönlendirip tribünden çıkışa doğru koşmaya başladılar. Komikti ama şimdi ben anlatınca olmadı tabi... Aslında bir arkadaş var bizim o anlatınca...



Bu da bizim bulunduğumuz bölgenin sağ tarafındaki, bizim eskilerin tabiriyle 'maraton', kısmın yer yer içine sıçtığı bir Meksika Dalgası denemesi. Farketmeden uzunca çekmişim, bir yerden sonra kapatabilirsiniz zira bir değişiklik olmuyor videoda.

28 Şubat 2011 Pazartesi

Ajax, Naziler, Giovanni Rosso...


Ajax, Hollandalılar ve Savaş- II.Dünya Savaşı'nda Avrupa'da Futbol (Ajax, The Dutch, The War: Football in Europe During the Second World War) arka kapağına bakıp, ilk bölümlerini okuyunca Simon Kuper herhalde ünlü olduktan sonra kendi toplumu için bir şeyler yapma amacıyla ama içerik olarak da çok da ilgi çekici olmayan bir kitap yazmaya kalkmış düşüncesindeydim. Ama daha sonraki aşamada kitap Futbol Asla Sadece Futbol Değildir'in (Football Against Enemy) devamı havasına büründü gözümde.


Hollandalılar'ın savaş sırasındaki yaklaşımlarına eleştiriler eserin temelini oluştursa da pek çok ilgi çekici anekdot ve hikayeyi barındırıyor içinde. Benim gibi özellikle spor başta hayatının her alanda ufak detaylara, anekdotlara çok takılıp onların üzerine düşünmeyi seven biriyseniz oldukça ilgi çekici. Zaten ilerleyen bölümler iyiden iyiye Kuper'i ünlü yapan kitabın bir devamı gibi adeta. Oscar Heisserer gibi adamlarla yapılan sohbetler ve ortaya çıkan pek çok hikaye oldukça değerli. Gene, futbolun hayatla ilişkisinin ve gücünün savaş dönemi üzerinden aktarımı bugün bile ampul kafalar nasıl %47 oy alıyoru anlayamayan halktan uzak insanlara bile Maslow'un ihtiyaç hiyerarşisi gibi durumu aktarabilecek güzel ayrıntılar sunuyor. Hiçbir şey için olmasa dahi içerikten öte yapım aşamasında verdiği emeğin hakettiği saygı dahi yeterli okumak için ki Futbol Asla Sadece Futbol Değildir'in kanımca hala en etkileyici unsuru, onun oluşumu sürecinde verilen emek, çekilen zorluklardır. Zaman zaman fena saçmalasa da Simon Kuper, bir kez daha benim yüksek beklentilerimi aşıyor kısaca.

Aslında kitabı alalı çok uzun süre olmuştu ama kısmet geçen haftayaymış okumak. Daha kapsamlı bir şekilde içindeki güzel anekdotları paylaşmak gibi bir niyetim vardı ama hem bu postun yazımını daha fazla sündürmemek hem de o keyfi okuma niyetinde olanlara aktarmak için işin o tarafına girmeyeceğim. Kitabın yazarı kadar ilgimi çeken unsurlarından birisi olan Hollanda'nın hem ülke hem de futbol kültürü ile ilgili çok güzel şeyler var. Okudukça, Hollanda'da geçirdiğim bir haftanın neredeyse tamamını toplantılarla (kalanını da bira tüketerek tabi ki) ve bu renkli ülkenin en sönük yerlerinden olan Eindhoven'da geçirdiğime tekrar üzüldüm; her ne kadar bana sabah akşam tatlı dışında pek bir şey yedirmeseler ve Venlo sınırındaki memurun beni haybeye bekleterek trenimi kaçırtmasına sinir olsam da.


Mesih sarı fare Cruyff'un Ajax'a gelişi ile bir futbol devinin nasıl ortaya çıktığı, Hollanda'daki futbol rekabeti, Ajax-Yahudi ilişkisi hatta Maradona'nın gençken nasıl Rotterdam kapılarından döndüğü ve tarihin akışının nasıl değiştiğine dair pek çok hikaye okunası... Benim en çok ilgimi çekenlerden biri zamanında Futbol Mundial'de İtalyan isimli bir Hırvat'ın İsrail'de ne işi var girişi ile aktarılan Giovanni Rosso'nun Maccabi Haifa'sının Ajax ile 99'daki eşleşmesinden söz edilmesiydi. Daha önceden de konu hakkında bir şeyler okumuş olsam da daha fazla detaya sahip olmak güzeldi. O programdan birkaç hafta sonra Rosso, Dolmabahçe'de kabus gibi geçen maçta gol atmış, uzatmalardaki Ahmet Dursun'un golü rövaşta gol çıkmayınca yetmemiş ve Maccabi Haifa tur atlamıştı. İsraillilerin milli takımlarından bile belki daha fazla değer verdiği Ajax taraftarlarınca alkışlanmaları dışında İstanbul'da aynı şekilde alkışlanmalarının aktarılması Beşiktaş'ın ismini gördüğümde beni gülümsetti. Valencia'da ise gamalı haç ile karşılaşmışlar bu arada.


Klişelerin ve şehir efsanelerinin sadece bize ait olmadığını ise gerçeğin aksine Hollandalıları saf iyi (kitaptaki tabiri ile goed) görüp onların kötü (foet) olacağına inanmayan İsraillileri harika bir şekilde anlatan şu alıntı ile bitireyim(s.254).

"Belki Anghel bana neden İsraillilerin Hollandalıların savaşta iyi davrandığını açıklayabilir. Anghel moronmuşum gibi yüzüme bakıyor. Hollandalılar savaşta iyiydi de ondan diyor. Evet, Alman işgalinin başlangıcında Yahudileri ihmal etmişler, ama sonra değişmişler. Okulda böyle öğrenmiş.

'Ne zaman değişmişler?' diye soruyorum.
Anghel tam olarak bilmiyor.
'Şubat Grevi mi?' diye dürtüyorum.

Yalnızca Hollandalıların iyi olduğunu biliyor. Anghel, İsraillilerin öbür ülkelerden pek fazla birşey beklemediğini anlamam gerektiğini söylüyor. Avrupa'nın büyük bölümü Soykırım'ı bütün gücüyle destekledi. Kısa süre önce gittiği Kosova'da, bir Arnavut SS birimi Almanlarla birlikte evden eve gezerek Yahudi ailelerini gösteriyormuş. Yahudileri toplarken Almanlara Hollandalıların da yardım ettiğini söylüyorum. Sözlerimin etkisi olmuyor.

İsrailliler bir açıdan haklılar: Hollandalılar savaşta iyi idi. Ama II.Dünya Savaşı'nda değil, 1973'teki savaşta. Araplar Yom Kippur'da İsrail'i işgal ettiği ve ülke ölüm-kalım savaşı verdiği zaman yalnıca ABD ve Hollanda koşulsuz destek verdi. Araplar petrol boykotuyla öç aldılar, Hollanda'da 'otomobilsiz Pazar' yaşandı. Hollanda başbakanı işe bisikletle giderken kameraya alındı. Bu, Hollanda başbakanlarının zaten genellikle işe bisikletle gittiğini bilmeyen İsrailliler üzerinde büyük etki yarattı."

Bir de keşke alttaki İngilizce yayında kullanılan kapak kullanılsaymış burada da. Bayıldım.

14 Ocak 2011 Cuma

Don't Mess with BVB'09

21 Mayıs 1997

28 Mayıs 1997

Foto: Getty

14 Aralık 2010 Salı

Şili'li Madenciler Old Trafford'da

Şili'de bir maden göçüğünde günlerce mahsur kaldıktan sonra kurtarılan maden işçileri dün gece Manchester United'ın özel konukları olarak Manchester'da ağırlandılar. Bu konuda daveti yapan esas kişi de babası da bir maden işçisi olan Sir Bobby Charlton'mış bu arada. Şili'li madenciler Arsenal maçı öncesi Manchester United idmanını ziyaret edip imza aldıktan sonra Old Trafford'da maçı izlediler. Adamlar kurtulduklarından beri gerçekten hayatları değişti.

Fotoğraf: Guardian

18 Ekim 2010 Pazartesi

Efsane

Del Piero hafta sonunda oynanan Lecce maçında attığı golle Juventus tarihine bir kez daha geçti. Zaten son 10 yıllık süreçte Juventus deyince akla gelen ilk şey Del Piero'dur benim için. Bu golle birlikte Serie A tarihindeki 178. golünü atan Del Piero kulübün bir başka efsanesi olan Giampiero Boniperti'yi yakalamış. Bir sonraki atacağı golde kulübün bu alandaki rekorunun da sahibi olacak. Del Piero zaten Juventus tarihinin en çok forma giyen (645) ve tüm kupalarda en çok gol atmayı başaran (277) oyuncusu. Bu rekoru da ele geçirdiğinde Juventus tarihindeki en önemli rekorların sahibi olmuş olacak. Bu rekorları da tekrar kırabilecek birinin olacağını sanmıyorum. Del Piero gibi oyuncular nadiren gelir bu dünyaya, o da bizim dönemimize gelen nadir oyuncuydu.

Bu arada Del Piero ile rekoru paylaşan Boniperti zamanında Juventus'da başkanlık da yapmış ve Del Piero onun başkanlığı döneminde Juventus'a transfer edilmiş.

16 Ekim 2010 Cumartesi

cCc Nuri cCc


Nuri Şahin maç içinde kendisine 3-0 işareti ile geçen haftayı hatırlatan Podolski'ye hayatının ayarını son dakikada attığı galibiyet golüyle veriyor. Auf Wiedersehen Podolski.

27 Ağustos 2010 Cuma

Il Fenomeno Vero



Alessandro Del Piero...

2010 yılında Şampiyonlar Ligi'nde

Tarihimizdeki ilk kura çekimi öncesi geçen yılki tezahüratların da etkisiyle bir Real Madrid dalgası Bursa'da yaşandı ve bitti. Taraftarlar şampiyonluk yolundaki tezahüratların ve Real Madrid'i devirebilmenin oluşturacağı etki ile birlikte Real Madrid'i istedi durdu. Ben her ne kadar bu büyük çoğunluğa katılmasam da yine de mantıklı sebepleri var bu isteğin. Bursaspor her yıl bu kupaya katılabilen bir takım değil ve her yıl Real Madrid gibi büyük takımlarla maç yapma şansı yok. Olabilecek bir eşleşmede alınabilecek bir galibiyet yıllarca dilden dile anlatılan bir destan olacaktı Bursa'da. Ama beklenilen eşleşme olmadı, zaten olsa bir hayli zor durumlara düşerdik.

Kuraya gelince, kuralar çekilirken Barcelona'nın grubu, Arsenal grubu ve hemen ardından da şu anki grubumuz isteklerimdi. Kurayı "şeker" olarak nitelendiremesek de çok kötü bir kura da diyemeyiz. Sadece fikstür daha güzel olabilirdi. Manchester United ile grupların ortasındaki en kritik iki maçı oynamak güzel bir durum değil açıkçası. Son maç turu garantilemiş ve gençlere şans veren United'dan es kaza alınabilecek bir puan bile işe yarayabilirdi. Ben yine de Bursa'nın tanınmamanın verdiği sürpriz yapma şansıyla da en azından Glasgow Rangers'ı zorlayıp 3.lük için savaşacağını düşünüyorum. Burdaki en önemli rakibimiz Glasgow Rangers olmalı, içerde kesin kazanıp dışarda da beraberliği kovalamalıyız. Bursaspor'un amacı grup maçları boyunca bu olmalı. Tabii her şeyden önemlisi ilk kez katıldığımız bu turnuvada olabildiğince keyif alıp, bunun tadını çıkarmalıyız. Gruptan çıkmışız, herkese kaybetmişiz bunlar ikinci planda olmalı, en önemlisi bu tecrübenin tadını çıkarıp eğlenmek.

1. hafta : 14 Eylül (Bursaspor-Valencia)
2. hafta : 29 Eylül (G.Rangers-Bursapor)
3. hafta : 20 Ekim (Bursaspor-Manchester United)
4. hafta : 02 Kasım (Manchester United-Bursaspor)
5. hafta : 24 Kasım (Bursaspor-G.Rangers)
6. hafta : 07 Aralık (Valencia-Bursaspor)

Grup maçlarının fikstürü de bu şekilde. Gönül isterdi ki ilk maç United ile olsun, okullar başlamadan rahat rahat gidelim maçımıza. İstanbul'dan gelecek blog yazarları ve diğer misafirleri de ağırlayarak. Fakat Valencia ile başlamak da puan almak adına güzel olabilir. Bir aksilik olmaz ve planlar uyarsa 20 Ekim'de Sir Alex'in karşısına çıkarız. Allah utandırmasın.

1 Temmuz 2010 Perşembe

Sütoğlan

Seni hiç sevmedim sütoğlan Sergio, babanı da sevmezdim.


25 Mayıs 2010 Salı

25 Mayıs 2005

Fotoğraf: Christian Liewig

21 Mayıs 2010 Cuma

David Villa @ Camp Nou

Yeni transfer Villa taraftar karşısına çıkarıldı. Barcelona'nın yeni forması da görücüye çıkmış oldu. Yeni formalar için, buraya.

19 Mayıs 2010 Çarşamba

David Villa @ Barca

Geçen sezon Real Madrid forması giydirmişiz Villa'ya, ama o transfer olmadı. Gel gör ki Barcelona sezon biter bitmez işi bitirdi, imzayı attırdı. Villa artık Barcelona'da, tören cuma günü.

Fotoğraf Getty'den, işlemesi bizden.

14 Mayıs 2010 Cuma

Frank Rijkaard Olmak Bir Ayrıcalıktır

Ajax taraftarlarının binasının duvarındaki graffiti...

13 Mayıs 2010 Perşembe

itsdıfıtbıldetsdıfıtbıl

Fotoğraflar: Getty Images, AP

3 Mayıs 2010 Pazartesi

Sınıf Arkadaşım Pique

Sol üstte Pique'ye dikkat, sağ altta da Fabregas var. Fotoğrafın kaynağını bilmiyorum, aslında bir videodan capture edilmiş gibi zaten. Pique sanki orta okulda, ön sırada oturan arkadaşına silgi atıyor.

Arjen

Kop kop :tey:

Kaynak: Bild

23 Nisan 2010 Cuma

Liverpool Iııh Iııh

Maçtan önce favorim Atletico Madrid'ti... Bu sebepten iddaa'da da Madrid'in üstüne koydum bahsi. Fakat daha zevkli bir mücadele olacağını düşünüyordum, skor olarak da 2-1 ya da 3-1 gibi gollü bir mücadele beklentim vardı, pek öyle olmadı.

Forlan'ın golü dünyanın en gerizekalı gollerinden biri olabilir fakat pozisyon içerisinde bir çok tesadüfü barındırıyor, gol olmayabilirdi de.

Liverpool bir türlü tam kadro çıkamadı bu sene hiçbir maçına. Cem'in de yazısında değindiği çok güzel bir nokta var aslında Liverpool'a dair; "...sağ beki 17 milyon değerinde olup forveti sakatlanınca David N'Gog'a kalan Liverpool nedir?" acı bir tablo. N'Gog'un iyi ya da kötü futbolcu olması da değil olay, Torres'in yokluğunda ondan umulan katkıyı da verememiş olması, nihayetinde kimse Torres gibi oynamasını beklememiştir. Kulübün satışa çıkışı, iyi birinin eline geçtiği takdirde, Liverpool adına bir ivme olabilir ve eski günlerine geri dönebilirler. Bir kaç iyi transferle de en azından bu tür durumlara karşı alternatif sahibi olabilirler. (İyi birinin eline geçtiği takdirde ne demekse artık... İnsanlık için kullansınlar Liverpool'u!)

Fotoğraf dünyasında da türlü ibnelikler olmuyor değil. Sanki Gerrard "bir şey görememiş de" ona gülüyor gibi...

Az çekmediler sakatlıklardan ve belirli aralıklarla bir Gerrard'ı bir Torres'i kaybettiler, en son ikisini birden kaybettikleri nokta da Mortal Kombat diliyle söyleyecek olursak Fatality oldu. Tam, "Tamam, döndüler. Belki tamamen değil ama biraz da olsa götü toparlar Liverpool..." dediğimiz anda da Torres'in sezonu kapattığı haberi bizim Gürkan'ın olduğu yerde çömüp ağlarını ören kadere isyanına sebep oldu. Bütün yük de kaptanın omuzlarına bindi. Pek sesini çıkartmıyor ama içten içe kavrulduğu televizyonlara, gazeteler yansıyan görüntülerinde kolayca görülebiliyor. (Bu fotoğraftan görülmüyor tabi, bundan başka bir şey görülüyor sanırım. Tam Berk fotoğrafı yalnız, alsın koysun. Dayı naber? Dayı Leite!)

Atletico ve Liverpool bu sene benzer performanslar sergiliyorlar aslında, ligde kötü ama Avrupa'da yoluna devam eden bir çizgide oldular, birbirleriyle eşleşene kadar. Sanırım hakikaten tecrübe benim düşündüğümden daha fazla etkiye sahip.

İkinci maça dair düşüncem ise şu, biraz fazla abartı olacak ama, Liverpool'un hızlı bir şekilde 2-0 öne geçeceği, Benitez'in bunu yeterli görüp üstüne yatmaya çalışacağı, bu sebepten maçın boktan geçeceği fakat Atletico'nun araya dereye yine bir gol sıkıştırıp turu atlayacağı yönünde.

Bu arada, Reyes'i de eskisi gibi yetenek parıltıları saçarken görmek güzel oldu, fazla uzun sürmez gerçi bu hali tavrı...

Fotoğraflar:

Forlan: Reuters
Gerrard: Reuters
Carragher - Gerrard: AP

17 Nisan 2010 Cumartesi

Avro İkibinonaltı

BBC'nin internet sitesinde spor blogu tutan Dan Roan adlı kişi Türkiye'nin 2016 adaylığını irdeleyen bir yazı yazmış, şuradan okuyabilirsiniz yazıyı...

Ben böyle bir yazının BBC'de çıkmasından Mahmut Özgener ve ekibinin iyi çalışmalarının ses getirmeye başladığı sonucunu çıkardım. İyi çalışmadan kastım ise EURO 2016 planının iyi planlanmış olması değil, lobi çalışmalarından bahsediyorum.

Dan'in (kankam olur) yazısı artısı ve eksisi ile Türkiye'yi gösteren bir yazı olmuş fakat belli oluyor ki Türk Holigan, Barbar Türkler kavramlarını kafalardan silememiş hala İngilizler, kolay da silinecek gibi durmuyor. Türkiye ile ilgili her muhabbette holigan lafı geçmese olmuyor. Kaldı ki İngiliz holiganların ünlerini de biliyoruz. Merak ettiğim ise o gün öldürülenler Leeds taraftarları değil de Galatasaray taraftarları olsaydı, acaba bugün kimler nelerden konuşuyor olurdu? Temcit pilavi gibi her İngiliz makalesinde bu konu önümüze konur muydu?

Yine de görüyoruz ki kendine taraftar diyen üç-beş çapulcunun yaptıkları hâlâ karşımıza sorun olarak çıkabiliyor...

Yazıya gelenler yorumlar da ilginç, ortodoks bir Yunan vatandaşının hemen araya "Ermeni katliamını, Yunan sürgününü kabul etmiyorlar" laflarını sıkıştırması mı dersin yoksa nicki Amoo_kurdistan olan birinin "Bu turnuvayı düzenlemeyi düşünebilirler ama PKK ve TAK'nin de söylecekleri olacak..." yazmasını mı?

İşin ilginci Türk olduğundan şüphelendiğim birinin de (Türk değilse de çok dikkatli bir takipçi olduğunu söylemek yanlış olmaz) Euro 2016 takviminin Ramazan'a denk gelmesinden bahsetmesi...

Okudum yazıyı, yorumları da okudum, "biz yapmayalım bu işi abi, hiç bulaşmayalım..." dedim. Neresinden tutsan elinde kalıyor. Hayır altı tane, yedi tane stadın parası da bizden çıkacak işin garibi...

Ve hatta bir duralım, bir nefes alalım... Modernleşeceğiz, batılı medeniyetlere yetişeceğiz diye daha da dibe çekilmiyor muyuz yoksa benimki sadece kuruntu mu? Muhasır medeniyetler seviyesine ulaşalım demiş de Atatürk, böyle de rezil rüsva vaziyette dememiş ki... Erdoğan iki halka seslenişinden birinde bu sözü alıntılıyor diye söylüyorum bunu da. Sadece Erdoğan da değil, uzun süreden beri türlü yolsuzluğu idealist politika göstermedeki çarşaf söz oldu çıktı bu da, kendimden utanıyorum.

Yıllar önce iki taraftar üç-beş kafası güzel tarafından öldürüldü de bunlar hâlâ önümüze konuyorken, daha biz kendi İl Emniyet Müdürlerimizi, bürokratlarımızı, yazarlarımızı, aydınlarımızı suikastlerden, kim vurduya gittilerden koruyamazken olası bir holigan çatışmasının, olası bir *ramazan'a denk gelmesi vesilesiyle* din çatışmasının, herhangi bir terörist saldırının izini nasıl sileriz?

Bu iş benim kafama hiiiiç ama hiç yatmadı, bence bu işe hiç girmeyelim. Biz en iyisi bu işi sssssssssiktir edelim abi, boşver.