Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Temmuz 2010 Perşembe

Stop Cemp Şat

Jump, Jump from Jan-Edward Vogels on Vimeo.

6 Mayıs 2010 Perşembe

Adobe CS5

23 Nisan 2010 Cuma

Çetruuulet Çet Çet Ruuulet Çetrulet!

Şu geyiğe bulaşmadım daha, götüm de yemiyor aslında. Yalnız arkadaşlar bol bol anlatıyor, çok güldüklerinden falan bahsediyorlar.

Bir tanesi anlatıyor geçen, küfürleri sansürlemeden geçeceğim kusura bakmayın şimdiden.

"Geçen girdik X'le maksat geyik olsun diye, her tür insan çıkıyor karşına. Türklerin Türk olduğunu direk anlıyorsun zaten de yabancılar da bir acayip, yalnız değilmişiz bu gezegende. Ama biz millete nah yapıp, el kol çekip gülüp eğlenmeye girdik zaten. Bazı hatunlar vardı, iki parmağın arasına dil falan sokuyorlar, çok komik. Hepsini geçtim de oğlum biz bu kadar siki taşşağı bir arada görmedik. Millet masturbasyon yapıyor lan kamera karşısında!"

Aslına bakarsan MIrc vakasının bir benzeri, Facebook'un yandan yemişi, ICQ'nun kankası, tüketim toplumu, endüstriyel futbol hatta!

Fakat bana kalırsa asıl olay kamera. Kamerayı gören insan sapıtma eğilimine giriyor, benim de çokça yapmışlığım vardır böyle eleştirdiğime bakma. Kamera karşısında neler yapmadım ki! (Her şeyi değil tabi...)

O kamera denen alet, çok acayip bir alet. Şeytan icadı, almış götürmüş, satamadan getirmiş şimdi bizi sikiyor. Ayık olun, globalizasyon bu işte!

22 Nisan 2010 Perşembe

NBA TV için yeni umut: Tivibu

Bildiğiniz gibi, yaklaşık birkaç senedir normal uydu kullanıcıları NBA TV'den mahrum durumdaydı. Gerçi Şubat ayında, birkaç hayırsever arkadaş 2-3 haftalığına da olsa bu keyfi tekrar bize yaşattılar ama sonrasında yine şifre kondu. Şu anda NBA TV'yi izleyebilmeniz için iki yolunuz var:

1) Kablo TV almak. Kablo TV ucuz ama hizmet alanları belirli. Şehir merkezlerinde olup izleyemeyen var. Evine Kablo TV bağlatmak istediğinde ise, karşına sanki HBO bağlatıyormuş gibi şartlar sunuyorlar. Yok apartmanın yüzde kaçının imzası, yok bağlantı masrafı vs. Yani ulaşması zor.

2) NBA TV'li Digiturk pakedi almak. Buna ulaşmak tabi daha kolay ama fiyatlara baktığımızda durum öyle değil. NBA TV'nin dahil olduğu en düşük paket olan Sinema Paketi'nin 12 ay taahhütlü aylık fiyatı 47.90 TL. Ki Digiturk alıyorsun, bunun içine Lig TV'si filan da girince "Adamın götünden kan alırlar Kamil, kan"

D-Smart filan zaten hak getire. Aldığıma pişman durumdayım. Gerçi Inter-Barcelona filan havamı atıyorum ama orada da basketbola yönelik bir kanal yok. ESPN America var, NBA yok.

Ben de bu noktada yeni bir öneri sunmak istiyorum. TTNet'in "bilgisayarda televizyon izleme servisi" Tivibu.

Şimdi "TTNet'e kafam girsin" diyebilirsiniz, hak veriyorum. Ben de TTNet'in çoğu sorunundan muzdaribim. Ama Tivibu beklentilerimin üzerinde çıktı kesinlikle.

Tivibu'da en güzel olay, görüntü kalitesi. 8 mb bağlantıyla, abartmıyorum, televizyondaki kadar net görüntü alıyorum. Ayrıca, Türkiye'deki bütün ciddi kanallar mevcut. Bunun yanında Eurosport ve Eurosport 2 var. (D-Smart'ta Eurosport 2 yok) National Geographic, National Geographic Adventure, El-Cezire, CNN Int, RTL, TV5 ve en önemlisi SAT-1 var ki, Türkiye'de geniş ekran Şampiyonlar Ligi ve Uefa Avrupa Ligi izlemenin en rahat yolu bu bence.

TV kanalları dışında film arşivi de gayet güzel. Son dönem Türk filmlerinin birçoğu mevcut, ayrıca çok fazla sayıda kısa film de var, benim açımdan gayet güzel. Yabancı filmler içinde de tırto filmler yok, hepsi bi şekilde az çok ismi duyulmuş filmler. Filmlerde donma filan yok, ileri-geri sarma mevcut.

Bir diğer güzellik de, dizilerin tekrarlarının eklenmesi. Geniş Aile'yi filan burdan takip ediyorum sürekli.

Bu kadar yağlamadan sonra sadede gelelim.

NBA TV'nin kitlelere açılmasının önündeki en büyük engel neydi? Mutlaka paralı bir platform olması. Bence Tivibu, bu "paralı platform" zorunluluğunu karşılayabilecek bir sistem. Çünkü paralı. Sadece TV kanallarını alırsan aylık 1 TL, filmler filan hepsini alırsan aylık 4 TL. "Kirala-İzle" denen bir olay var, orada da bazı filmleri 1-2-3-4 TL karşılığında kiralıyor ve 48 saat süresince seyretme hakkına sahip oluyorsun. Bütün bu ücretler hep internet faturasına ekleniyor.

Dolayısıyla Tivibu, NBA TV'nin bulunması için uygun bir platform olmuş oluyor. Belki parası biraz "ucuz" bulunursa, Kablo TV seviyesinde fiyatlarla (o da 8 lira oluyor galiba) bir NBA TV pakedi kurulabilir.

Bu sistem de Doğuş Yayın Grubu için yabancı bir sistem değil. Daha önce çıkarttıkları ama bir türlü doğrultamadıkları Sipru adlı web-tv bazlı sistemde, çoğu insanın hatırlayacağı gibi, NBA TV de mevcuttu.

Ben Tivibu-NBA TV birlikteliğinin olası olduğunu düşünüyorum. Çünkü Doğuş Yayın Grubu, gerçekten NBA TV'yi insanlarla buluşturmak istiyorsa, uydudaki şifre sıkıntısını da göz önüne alırsak, Tivibu tarzı platformlar en rahat yol gibi gözüküyor. Türkiye'de NBA takip eden insanların çoğunun evinde bilgisayar vardır ve bu bilgisayarların da çoğunluğu büyük ihtimalle TTNet üzerinden internet alıyordur. Dolayısıyla, NBA TV olanağı sunulduğu anda, Tivibu'ya olan talep artacaktır. Bir çeşit win-win durumu var ortada.

Saat gecenin 4'ü olduğu için, henüz Doğuş Yayın Grubu'na veya TTNet'e mail atma durumum olmadı, ama bu düşüncelerimi onlarla da paylaşma niyetindeyim. Açıkçası, böyle bir olanağın olasılığı hakkında okuyucuların ne düşündüğünü de merak etmekteyim.

24 Mart 2010 Çarşamba

Yandan Çarklı


5 Şubat 2010 Cuma

Önemli Olan Boyutu Değil, İşlevi...

Başlığın mazisi, yılını hatırlamadığım bir yılbaşında, kanalını hatırlamadığım bir televizyon kanalının, adını hatırlamadığım bir gazete aracılığıyla dağıttığı 3 boyutlu gözlüklerle yılbaşında ekranlarda olacak danını hatırlamadığım bir dansözün dansının üç boyutlu izlenebileceğini öne sürmesinden gelmekte. Tabi ki kolpaydı olay... Dayım mesela dansözü hissedebileceğini zannetmişti, nasıl anlattılarsa ona bu teknolojiyi...

Bir de ilkokul dönemlerimden hatırladığım Yalvaç Ural'un Dinazopor Bilmeceler miydi neydi öyle bir bilmece kitabı vardı, üç boyutlu bir kitaptı. Çizimler, cevaplar üç boyutlu olarak şeyediliyordu. Pazarlama tekniğiydi tabi, gözlüksüz de cevapları okuyabildiğimi ve olayın düzmece olduğunu gözlüğü kaybettikten sonra farketmiştim.

Şimdi olay nerelere geldi? Plazma, LCD, LED, HED, HÖD derken televizyonlarda üç boyutlu yayın yapıldı. Arsenal - United karşılaşması İrlanda ve İngiltere'de bazı Pub'larda deneme amaçlı üç boyutlu yayınlandı... Ne kadar randıman alındığını bilmiyorum ama sağda solda bloglarda herkes kendi fikrini beyan etti, üç boyutlu izleyenlerin fotoğraflarını koydu.

İlginç bir tecrübe olmuştur elbet, daha Avatar'ı bile izlememiş biri olarak en ufak bir fikrimin olduğunu söyleyemem. Büyük de konuşmak istemiyorum ama Bu Maç Evden İzlenir kafasında biri olarak yayını olsa üç boyutlu izlemem abi ben maçı. Nedir ki yani? Bir-iki izlersin bir yerden sonra bayar gibi.

Bir de gözünde gözlük falan... Üç boyutlu lensler çıkarsa belki o zaman düşünürüm, gözlük takmayı sevmiyorum.

Bunlar da uzaylı abiler;

NOT: Son iki fotoğrafta herhangi bir fotoşop hilesi söz konusu değildir. En azından bizim yaptığımız bir fotoşop işlemi yoktur. Fotoğrafı çeken abi daha sonra ne yaptı bizi ilgilendirmez, eğer o bir fotoşop işlemine başvurduysa bu onun kompleksli bir puşt olmasından dolayıdır. Mesuliyet kabul etmiyoruz, şikayetinizi başka yere yapın.

Fotoğraflar
: Getty, AP

30 Kasım 2009 Pazartesi

LED Dövme

Pensilvanya Üniversitesi, cilt altına yerleştirilecek ipek-silikon çiplerle dövmeye yeni bir boyut kazandırmayı amaçlıyormuş. İşin sonucu nereye varır, artık siz karar verin. Penn'deki arkadaşlara akıl fikir diliyor, sizi ayrıntılı bilgi için şuraya ve şuraya alıyorum. Aşağıdaki video da ulaşılmak istenen sonuç oluyor.

Not: Videoda pornografi yok la, çekinmeyin.

11 Kasım 2009 Çarşamba

Every Team Needs A Jersey With A Story

Dün girdiğim yazıda gün içerisinde videodaki hikayenin anlatılacağını yazmıştım, bugüne sarkmış. Aslında dünden de tahmin edilebileceği gibi Almanya'nın 2010 Dünya Kupası'nda giyeceği formayla alakalı bir tanıtım kampanyası. Sitede yer alan son posttan formanın detaylarına ulaşabiliyoruz. Ama siz formayı bırakın şuraya girin, vakit kaybetmeyin. Adidas, Zidane, Gerrard ve Kaka ile devam ettiği graphic novel furyasını bir ileri adıma taşıyarak oyun haline getirmiş. Dün videonun hikayesinden bahsedeceklerini belirtmiştim. Formanın ruhuyla alakalı bir hikaye var. Oyuncular formaları giydiklerinde zamanda geriye giderek ülkenin futbol tarihindeki başarılarını kimlik edinmeye çalışıyorlar. Hikaye 3 bölümden oluşuyor, yani, Almanya'nın Dünya Kupası tarihindeki 3 şampiyonluğunu kazandığı; 1954, 1974 ve 1990 yıllarında geçiyor. Oyun stratejik bir oyun, biraz satranç gibi. 3 bölüm boyunca sırasıyla; Macaristan, Hollanda ve Arjantin'e karşı oynuyoruz. Yaptıklarımız hep topu alma, pas ve şuttan ibaret ama hikayenin sürüleyiciliği var, insan sonuna kadar gitmek istiyor. Oyunun kahramanları; Heiko Westermann, Simon Rolfes, René Adler, Bastian Schweinsteiger, Per Mertesacker, Michael Ballack, Lukas Podolski, Manuel Neuer, Serdar Taşçı, Philipp Lahm, Stefan Kiessling ve Piotr Trochowski. Mükemmel olmuş ya, daha ne olsun?

Lanet Şehir!

Bugün kafaya taktım, ya iPhone ya da iPod Touch alacağım diye. Çıktık valide ile yollara, önce Sakarya'nın en ünlü Turkcell bayisi Arabul'a uğradık. Bilgi aldım iPhone 3G S hakkında. 32 GB olanlardan istiyordum, bu yüzden onun bilgilerini sordum. 'Ya abi göndermiyorlar bizim buraya pek' dedi. 'Nasıl yani' sorusuna aldığım karşılık içler acısıydı;

'Ya bilmiyorum da, şimdi sıra var iPhone 3G S için, geldikçe veriyoruz ama en son alan adam yaklaşık 3 ay gelmesini bekledi.'

Öeh dedim, vazgeçtim. Dedim bari iPod Touch alayım, bunun için de Teknosa'ya gitmemiz gerekti. Aynen diyaloğu anlatıyorum;

- İyi günler, iPod Touch almayı düşünüyordum ben.
+ Malesef bizde yok efendim.
- Tamam da internet sitenizde var gözüküyor, bu kadar yol geldik.
+ Efendim malesef bizde yok, internette gördüyseniz oradan alın.

(Bak emir veriyor bi de tohumuna sıçtığım)

- Yahu, internetten alacak olsaydım bu kadar yol tepmezdim. Öbür mağazanızın stoklarına bakın bari.
+ 16 GB mı 8 GB mı?
- 32 yok mu?
+ Yok...
- Tamam, lanet olsun 16 GB olsun.
+ 16 GB var efendim...

Bu noktada tamam diyip onaylayıp, tam öbür mağazaya gitmek için bir iki adım atıyorum ki arkamdan bağırıyor;

'Beyefendi, beyefendi! Maalesef hiç kalmamış mağazalarımızın stoklarında.'

Sonra öğreniyorum ki, 4 aydır siparişi bile verilmemiş merkezden. Hayır, çok satılmıyordur anlarım da insanın elinde bir tane bulunur hiç değilse di mi? Yok... Hani nerede senin vahşi kapitalizmin ulan avradına yandığımın dünyası... Bu da TeknosaAsist zımbırtısında Sakarya'nın yer almadığı Türkiye Haritası. Bu da ayrı bir komedi...

'Hay sizin şehrinize de, Sabancı Grubunuza da, mağazanıza da!!!' şeklinde ne kadar küfrettim bugün sayamadım.

30 Eylül 2009 Çarşamba

Guitar Hero World Tour

Az önce bateride Travis Barker, bas gitarda Sting, gitarda ben, vokalde Ozzy ile göstermiş olduğumuz La Bamba performansı takdire şayan, görülmeye değer bir performanstı. Kaçırdığınız için üzgünüm, bir daha olmayacak böyle bir şey. Oyunu rafa kaldırıyorum zira roof-top performansın ardından salıverdik kendimizi... (Roof Dive)

La Bamba ne ulan Allahsız Aspyr..?

1 Eylül 2009 Salı

Yayın Dediğin Böyle Olur

Screenshot alamadım ne yazık ki, notebook için HP analog tv kartı alabilirsem o işi hallederim ama şimdilik ertelenmiş durumda. Gerçi masaüstümde duran PC'de de tv kartı var ama o yeni aklıma geldi, alıma gelir gelmez de format attıktan sonra kartı tanıtmadığımı hatırladım, cd nerde onu bile bilmiyorum, açsam da kağnı gibi çalışıyor zaten. Herneyse, görüntü geniş açı, 16:9 dediğimiz türden. Benim odadaki televizyonu gördünüz, onda bile cillop gibi görüntü var. LCD'de plazmada açıyı 16:9 ayarla gıcır gıcır izle. Sinema tadında resmen. Maç başladığından beri hayranlıkla izliyorum. Gerek renk ayarı, gerek görüntünün yansıması muazzam. Bu hafta verilen Real Madrid ve Valencia maçlarını izlemediğimden bilemiyorum ama şu görüntü kalitesi bu ligi sezon boyu izlettirir. Ben yine izleyecektim de şu olayla kaymağı koyduk üzerine. TRT'ye selam olsun!

19 Ağustos 2009 Çarşamba

Canım Benim!


Gün gelecek, beni Twitter listenden çıkardığın için başını duvara vuracaksın Burcu Esmersoy!

30 Mayıs 2009 Cumartesi

Orgy'nal Bir Buluş: Chat Board

Böyle sikko bir icat vardı lan, yatmadan önce hatırladım. Daha hâlâ yatmış değilim gerçi ama az önce niyetliydim, o ara yaşandı böyle bir şey.

Reklamı falan vardı bunun. Hayal meyal hatırlıyorum, çocuk kırmızı kazak giyiyordu. Altında da lacivert kot, bordo ayakkabı ve lacivert çorapları vardı. Yoktu tabi, ne bileyim lan ben. Ama telefona klavye falan takmış işte aklınca takılıyor derken Ericsson'dan Ajan Smith tadında tipler girip projeyi alıyorlar, küçültüyorlar ve süper bir icatmış gibi önümüze koyuyorlardı. Neymiş? Chat board...

Sonra o projeyi alan ajanlar şirket binasındaki fotokopi odasında orgy partisi yaparken basılıp uyarı almış, fakat uslanmayarak hemen iki hafta sonra kolonoskopi odasında şokella partisinde basılıp kovulmuşlardır. Onların projeleri olmadan daha fazla ayakta duramayan şirket ise ilk bulduğu yere oturup orada da kalp krizi sonucu yaşamını noktalamıştır.

Hazin bir öyküdür, anlatayım istemiştim. Anlattım, artık benim buradaki görevim bitti.