18 Mayıs 2010 Salı

Entourage Geri Dönüyor


Ara uzun oldu be hacı.

16 Mayıs 2010 Pazar

Killing Moon

Echo and the Bunnymen'den La Blogotheque için Killing Moon performansı. Donnie Darko'dan hatırlayanlar olacaktır.


Echo And The Bunnymen | Killing Moon | A Take Away Show from La Blogotheque on Vimeo.



Bu da benden bonus olsun...

Kreş - Terli ve Kirli from Abdulbaki Yavuz on Vimeo.

14 Mayıs 2010 Cuma

Dear LeBron, We Need You

Fotoğrafı Spor Servisi'nde gördüm, onlar da buradan almış, kaynaksa şurası. Fotoşop işçiliği müthiş...

Frank Rijkaard Olmak Bir Ayrıcalıktır

Ajax taraftarlarının binasının duvarındaki graffiti...

13 Mayıs 2010 Perşembe

Beirut @ Glastonbury @ Radar Live - Şiki Şiki Baba


Bir daha Türkiye'ye gelirler mi kısa zaman içerisinde bilmiyorum ama gelsinler lan, doyamadım ben. Bir yandan çalışırken bir yandan çaktırmadan izlemek yetmedi Beirut'a Radar Live'da... Şiki Şiki Baba, orada da çaldıkları güzel bir cover idi...



Şurada da Sine Büyüka'nın yaptığı röportaj var kendisiyle... Sona; "Aaa bizi Avrupalı mı görüyorsun?" muhabbetine girip adamı da ne diyeceğini şaşırır vaziyette bırakmasa daha güzel olacakmış aslında. Ne yani? Şimdi hepimiz; "Adamsın Zach kardeş, bizdensin adeta... Artık bu topraklarda gönlünce yiyip içebilirsin..." mi diyecektik?

Yapma Bühlül O Senin Yinken...

Bu ülkede pembe diziler (gerçi bizdekiler genelde pembe değil alacalı bulacalı olur) hep bir olay, hep bir çılgınlık konusu olmuştur. Aklıma gelen en yakın örnek Gaffur pijamalarının satıldığına dair asan bir dükkanın şu fotoğrafıydı;

Fakat şu son nokta şudur herhalde;

Hani dizilerin daha doğrusu senarist ve yönetmenlerin biraz daha cüretkâr olabildikleri şu son dönemlerde kim bilir ki daha ne manyaklıklar göreceğiz ama daha iyisi yapılana kadar en iyisi budur herhalde... Yapma Bühlül o senin yengen yazmış herif ya...

itsdıfıtbıldetsdıfıtbıl

Fotoğraflar: Getty Images, AP

30407

Sigaranı yakıp günün erken saatinde sırf arkadaşların istediği için gittiğin ikinci sınıf bir bardan adımını dışarıya attığında gözüne verdiği ıstıraptan başka bir boka yaramadığını düşündüğün güneşin altında yürürken, istemsiz olarak belli bir oranda kaybettiğin görme yetinin sebep olduğu üzere yolda başka bir ayyaşa çarpıp, pardon kadar basit bir kelimeyi söyleyip söyleyemeyeceğinin muhakemesini yapmaya başlıyorsun kendi kendine.

Sen bu muhakemeyi yaparken adam yanındaki arkadaşıyla arkasına dönmüş, "Dalsak mı orospu çocuğuna!" diye aklından geçirmektedir muhtemelen ve sen "Siktir et..." deyip geçiştirebilmede karar kılmış ve on - on beş adım kadar ilerlemişsindir bile çoktan. Alkolün verdiği savunmasızlık ve zayıflık hissiyatıyla şimdi, hemen o an, arkandan kafana doğru inebilecek bir yumruğun ve sırtına doğru yapışan bilmem ne marka ayakkabının seni ne kadar incitebileceğinin muhakemesini yapmaya devam edersin, ta ki gideceğin yere gidene kadar.

Kendini attığın herhangi bir yerde gecenin bir vakti uyanıp, "Ulan yine şaşırdık günleri!" diye yakınacağın anlara müteakip yastığındaki salya kalıntılarını, midenden yutağına, ve hatta biraz da zorlarsan, dilinin ucuna kadar gelip de içini yakan o pis sıvıya lanetler düzersin. Ağzındaki çamur tadı ara sıra yaptığın bu kaçamaklara bilmem kaçıncı kez tövbeler etmene sebebiyet verecektir lakin bilmem kaçıncı kez o yemini bozacağının farkında olmayacaksın.

Gecenin bir yarısı kahvaltı niyetine ne yiyeceğin değil, şimdi bir daha nasıl uyuyacağın ve ertesi gün eve nasıl döneceğin kafanı kurcalar. "Siktir et..." deyip geçiştir ve tekrar uykuya dalmak için taklalar atacağın kadim dost evi yatağın olan koltuğuna geri döner ve kafana kadar çekersin yorganı, pis nefesini sonuna kadar hissedeceğin tek yere. Pis herif! Pis!

Sabaha karşı kafanı sikercesine çalan telefonda yazan adı bulanık bulanık gördüğünde sana, "Hay amına koyayım..." dedirtecek tek şey yakın olduğun arkadaşlarından birine vermiş olduğun sözü idrak edebilmiş olmandır ki bu sana geçici olarak ayılma ve "Siktir et..." diyebilme şansını tanır. O dostunu kırabileceğinin, sözünden dönen bir gerizekalı olman pahasına bangır bangır çalan telefonun sessiz tuşuna basarsın. Cevapsıza düştüğü anda, komple sessize alırsın, hem telefonu hem kendini...

Gözünü tekrar açtığın vakit yavaş yavaş uzaklaştırmaya adarsın kendini insanlardan, muhabbet etmeye korkar olursun. Önceden yapmaktan zevk aldığın her şeyden kaçar, zevk almaz olur ve üşenmeye başlarsın. Sonra senin hâl ve tavırlarına cevaben senden uzaklaşmaya başlayan insanları farkettiğinde "Siktir et..." dersin ama bir yanından da içten içe merak eder, ne yaptım ki?

"Siktir et!" dersin, seninkisi derdini anlatacak kadar yaşamaktı, onlar anlayacak kadar yaşamadı ve zaten suç sende hiç olmadı...

12 Mayıs 2010 Çarşamba

YemekSepeti @World Of Warcraft



World Of Warcraft alemine "yemeksepeti" ismiyle giren yemeksepeti.com, fıtratına uygun olarak kendine cooking meslek edinmiş ve 5 ayda 1,500 Türk oyuncuya bedava yemek imkanı sunmuş. (Bedava kısmı fıtrat kısmına uymuyor tabii ki) Özellikle son dönemde iyice dibe vuran salaş Türk reklamcılığının mesnetsiz işleri arasında, bu işe şapka çıkartıyorum.

Ya o değil de, ben bu oyunu piyasaya çıktığı gün oynamaya başlamıştım ve askere gideceğimin akşamı içim kan ağlaya ağlaya, hesabı kapatarak bırakmıştım. Döndüm döneli mesai saatlerinin tersliğine tekrar ayak atamadım... Ne yapıp edip benim bu oyuna dönmem lazım, ben bunu anladım.

Tony Carr Testimonial

Academy All-Stars v West Ham United
Tony Carr Testimonial Match
Boleyn Ground
Wednesday 5 May 2010
Referee: Andy D'Urso


Final score: Academy All-Stars 1-5 West Ham United

Academy All-Stars: Stech (John 84), Newton (Purches 46), A.Ferdinand (Forbes 49), R.Ferdinand (Ward 28, Edwards 71), Ridgewell (Richardson 46, Hall 77), Slater (Hodges 34, Williamson 64), McCann (Stokes 46), Holland, Britton (Reid 46), Eastwood (Ephraim 34), Di Canio (Alexander 58)

West Ham United: Green (Kurucz 45), Spector (Spence 46), Gabbidon (Da Costa 46), Tomkins (Di Canio 69), Daprela (Brown 46), Stanislas (Sears 32), Parker (Kovac 46), Noble (Lee 46), Boa Morte (Stokes 46), Franco (Montano 46), Diamanti (Zola 69, Daprela 89


Fotoğraflar: Jan Kruger/Getty Images

11 Mayıs 2010 Salı

Power of 10


Mouse M.D.

The Simpsons, Itchy & Scratchy: Mouse M.D (House M.D parody) from Richard Roll on Vimeo.

2 Ekmek 1 Süt


Kayı Paranıyor

Kendisinden uzun süredir haber alınamayan O.B.'yi Fransa'da bir otelde bulduk. Yanına yaklaşan gazeteci arkadaşımıza "Yalarım yavrum, kanun kaçağıyım ben. Belli bir seksapelitem var." tarzında yaklaşan O.B.'yi aynı arkadaşımız çantasında taşıdığı kamera ile böyle görüntüledi. "Yüksek yerlerde tanıdıklarım var, istediğin mevki olsun, para olsun. Onlar kolay, şimdi gelelim benim istediklerime..." tarzında yaklaşımlarla muhabbetin cılkını çıkaran O.B. istediğini alamayacağını anlayınca sinirlenip odasına çekildi.

İki saat sonra otelden, "Karnım acıktı anasını satayım, bir şeyler yemeye gidiyorum" tarzında laflar deyip ayrılan O.B.'den bir daha haber alınamadı. Kendisini Fransız Tarzı Pastanecileri Mafyası'nın kaçırdığı, dilini kesip kedi dili olarak sattıkları düşünülüyor. Yaygın kanı bu tarzda gerçekleşti.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Bütün Sezonu Evde Geçirmedik Tabi...

Pele: "Sevgili Bu Maç Evde İzlenir blogu yazarlarını can-ı gönülden kutlarım. İlk kutlayan ben olayım istedim, nasıl ama? ehi mehi :) O değil de onlar da 1.000'i bulduğuna göre artık aramızda bir kıyas söz konusu olabilir fakat hâlâ en büyük benim. Maradona'nın pipisi küçük diyolla..."

Yavaş yavaş sezonlar kapanırken biz de 1000. posta dayanmışız. Gürkan hatırlattı, "Al şu fotoğrafı da 1.000 postu at lan, sonra da kutlayalım bunu. Sen Kıbrıs'tan içki getirmişsin ya getir de akşam içelim." dedi. Siktiri çektim gerçi, yâr eder miyim lan? Hepsi benim...

Sing Your Song

Salomon Kalou

Fotoğraf: Getty

9 Mayıs 2010 Pazar

Bence Mööör



Mor ve Ötesi'nin benim için bittiği şarkı ve kliptir bu. Gerçi başta onların ve kimsenin sikinde olduğunu sanmıyorum ama bunu "Şirketimiz çalışanlarından falancanın değerli eşi, tosuncan'ın ve badegül'ün babaları vs..." gibi bir ilan olarak düşünün.

Nereden nereye be... Sonra "E kardeşim siz kapitalizm'i, markalaşmış ürünleri, eşitsizliği, canavar ekonomiyi, enflasyonu eleştiriyorsunuz, Fanta Müzik Festivali'ne çıkıyorsunuz" dendiğinde kızıyorlardı. Bu ne lan peki? Mırat Boz ve Ötesi, Berçhan ve Ötesi, Aybers ve Ötesi'nden bir farkı yoktur bana!

Benim için Mor ve Ötesi böyle bir şeylerdi ve öyle kalacak,

Captain Sub-Text

Galatasaray adına başarısız bir tablonun olduğunu söyleyen Hakan Şükür, "Son başkanlık seçiminde biz Galatasaray’ı destekledik. Bizim oylarımız Galatasaray için. Biz hiçbir zaman neden ayrıldık demedik. Biz zaten zamanı geldiğinde gidecektik. Ama gidiş şeklimize itiraz ettik..."

"...Bütün gazeteler senden çok büyük kahraman gibi bahsediyor. Arda da böyle yaşıyor ve yapıyor. Biz gıbta ile bakmayız kıskanarak bakarız."

"...Ancak Metin Oktay da öldükten sonra kral yapıldı. Yaşarken niye o muamele yapılmadı. Niye biz yaşarken bu muameleyi göremiyoruz."



Bir zamanlar Galatasaray'da diye bir dernek kuruldu, pilav günleri düzenliyor, başkanı da Hakan Şükür oldu da bizim mi haberimiz yok?

Haberi görmemi dolaylı da olsa sağlayan Kutay'a da teşekkür edeyim.
Kaynak: Milliyet

Münazara

Okullarda münazara yapılıyor mu eskisi gibi merak ediyorum. Etrafımdaki okullu veletlerden hiç öyle şeyler duymuyorum. Varsa yoksa sınav, sekiz yıllık eğitime geçtik bir sınav derdi azaldı derken ay başı bir sınav, quiz, sözlü yapılan çocuklar iyice aptallaştırılıyor. Başka şeyleri düşünmeye fırsatları kalmıyor.

Çok iyi hatırlıyorum, biz ilkokulda her hafta bir konu hakkında münazara ederdik. Hoş onu da öğretmenin belirlediği cevaplar çerçevesinde yapardık. Nasıl? Sekiz yıllık eğitime geçilsin mi diye bir konumuz vardı bir keresinde. Evet ya da Hayır cevabı üzerinden tartışmıştık, alternatif bir sunuma gerek görülmemişti.

İlk ders beş yıllık eğitimi savunmuş, ikinci ders ise sekiz yıllık eğitimi savunarak bir istikrar abidesi olduğumu kanıtlamıştım. Hayır, fikir değiştirmemin sebebi de en yakın arkadaşlarımın sekiz yılı savunmasıydı. Yakın olmadığım insanlarla aynı safta durmak istememiştim. "Beş gün tatil olsun iki gün okul olsun" kafasındaki bir için yeterli bir istikrardı gerçi o bir ders.

Yine de olayın ciddiyetini tam kavrayamasak da bir şeyler üzerinde tartışıyorduk, olayın ciddiyetini kavrayabilmişlerin fikirlerinden bir şeyler öğreniyorduk. Şimdilerde görmüyorum, duymuyorum da böyle bir şey... Belki özel okullarda, artık ne kadar özellikleri kaldıysa, idealist çerçevenin bir göstergesi olarak hasbelkader bir şeyler yapılıyordur; "Bakın, biz çocuklarınıza tartışmayı, düşünmeyi, fikirlerini savunmayı öğretiyoruz" diyebilmek için.

Tartışın oğlum, korkmayın. Gider yapın, atar yapın, doğrudur-yanlıştır siz neyi ne şekilde biliyorsanız onun arkasında durun. Yoksa hâliniz "Hükümet ebemizi sikti, zampingler belimizi büktü! İddaa'da da tek maçtan yatıp duruyorum zati..." diyip yine onlara oy verenlerden farklı olmayacak. Ensenize vurup lokmanızı, belinize vurup namusunuzu alacaklar haberiniz yok...

7 Mayıs 2010 Cuma

Harry Redknapp