17 Nisan 2010 Cumartesi

Dolmuş

Uzun uzun anlatabilmek istedim seni defalarca...
Uğruna onlarca satır yazı sildim buralardan...
Eğer bir gün ağaçlar boşa harcanan kağıtlar için birilerine lanet okuyacaklarsa onların başında ben olacağım senin yüzünden...
Burada olmayınca, orada da denemiştim seni...
Tam üç yıl boyunca beklerken ve yazıp yazıp silerken seni, biliyordum bir gün tekrar sileceğimi.
Ya hiç açılamadan arkadaş kalınan bir ilişkinin ardından,
Ya denenmiş ama randıman alınamamış bir ilişkinin ardından,
Ya da mutluluğa ermiş, ölüme uzanan günlerin ardından...
Hiçbiri olmadı, ne olduğuna dair de en ufak bir fikrim yok!
Fakat yoruldum,
Seni anlatan, senden ne kadar hoşlandığımı dillendiren şeyler yazamadım ayan beyan, tıpkı sana konuşamadığım gibi...
Gel gör ki anlayabileceğini umduğum sana dair, öznelerini gizlediğim bir çok şey yazdım, okudun, ruhun duymadı...
Sildiğim o yazıların hiçbirinde seni onlara yakıştıramadım, seni senin kadar güzel anlatamadığıma inandım.
Böyle satır satır yazdığıma da bakma, yazı yazamadım dediysem şiir yazıp da onun da içine sıçacak değilim hoş, içimden böyle yazasım geldi, satır satır, zırvalaya zırvalaya...
Eh biliyorsun, uyku sorunum her zaman olmuştur, yine var gördüğün üzere.
Dün sabahtan beri ayaktayım.
İşin garibi, sana seni sevdiğimden hiç bahsedememiş olmama rağmen bu yazıya başlamamın sebebi artık bu üç seneyi doldurup dörde giden senede ciddi anlamda yorulmuş ve senden bir nevi ayrılmak yani seni kafamdan atabilmekti...
Fakat yazının ortalarına doğru, takriben yedinci ya da sekizinci satırda, farkettim ki böyle bir amaçla yazı yazıyor olmak bile seni her ne kadar kafamdan atmak istesem de atamayacağımın bir göstergesi.
Muhtemelen yine gizli öznelerimin gizi sen olacaksın ileride, bu duygusal problem nihai bir sonuca bir şekilde kavuşana dek.
O yüzden ben şu an müsait bir yerde bu yazıdan inmek arzusu içerisindeyim.
Olurda buralara uğrar da görürsen şu saçmalıkları, insaf et be!
Ya da etme, muhtemelen senin neler olduğundan haberin bile yoktur...

Hiç yorum yok: