23 Mayıs 2010 Pazar

Gaziosmanpaşa İçin Bir Ağıt

İlkokul üçe veya dörde gidiyordum, dolayısıyla sene 1996 veya 1997 olması lazım. 2. Lig'in 5 grupla oynandığı zamanlar. Televizyondan ve gazeteden futbolu takip ediyorum ama, maçlara gitmeye başlamış değilim henüz. Stad çok uzak değil ama, illa birinin beni götürmesi lazım, yaşımız ufak. Çevrede öyle beni stada götürecek abiler filan yok, çingene mahallesi sayılır hafiften. Babam da spor yapmaktan veya izlemekten pek hazzetmeyen bir insan. Ama Okan Bayülgen gibi entelektüel olma ihtiyacından doğan bir gerzeklik değil bu, keyif almıyor adam. Gençliğinde, Bulgaristan'da sık sık maçlara giden babamın Türkiye'de niye maçlara gitmediğini de anlamam zaten.

Neyse, bir pazar günü evde oturuyoruz, ben her zamanki gibi Radyo-1'i açmışım, dedemle birlikte maçları dinliyorum. Birden babam ayaklandı, "Maça gidelim" dedi. Benim "futbolun katili" olarak bildiğim babam, üç-beş sokak aşağıdaki stadla aramdaki en büyük duvarı kendisi kaldırmış, elimden tutup maça götürmüştü.

O zamanlar Gaziosmanpaşa Stadı'nda belli bir bilet parası alınırdı ama çoluğuyla çocuğuyla gelenlere hafif iltimas geçilirdi. Biz de o iltimastan faydalanıp stada girdik. Babamla birlikte sahayı rahat görecek bir şekilde oturduk. Bense çim kokusunu doya doya içime çekmeye başlamıştım, heyecandan altıma edecektim neredeyse. Öyle ki, TFF'nin sitesini hatim etmeme rağmen rakibin kim olduğunu bir türlü hatırlayamadım.

Tek başıma, daha doğrusu arkadaş ortamıyla maça gitmeye başlamam ise ortaokulu bulur. Dolayısıyla o günü daha net hatırlıyorum. Sene 1999. TFF'nin sitesinden öğrendiğime göre gün de 8 Aralık Çarşamba. Ortaokulda sabahçıyım. Bizim okul, Kadriyörükoğlu Ortaokulu (lise oldu şimdi), Gaziosmanpaşa Stadı'nın hemen yanında. Hatta kapalı tribünün duvarları, bizim okulun bahçe duvarı. Bizim okulun tam yanında da Gaziosmanpaşa'nın ara ara antrenman yaptığı bir halı saha vardı. Camdan bağırarak okul sonrasına maç alırdık o halı sahadan.


İkidir konuyu dağıtıyorum, neyse. O gün öğleden sonra ikide Konya Endüstri'yle (Mobellaspor olmuş) maçımız var. O an erteleme maçı diye hatırlıyordum ama, galiba normal fikstür bu şekildeydi. Bizim ortaokulda da insanlar gaza geldi, "Okuldan sonra bir yere ayrılmayın, maça gidiyoruz" diye. Ben de o dönem, yaşın ufak olması etkisiyle biraz yancı moduyla takılıyorum, hemen kaynadım gruba. Sözleştik, birbuçukta herkes stadın önünde olacak. Ben de o dönem -aynı şimdiki gibi- kofti Gaziosmanpaşa'lı sayılırım. Teletext'ten skor ve puan durumuna bakıyorum ama ilk 11'i say desen sayamam. Hatta ilk 11'i bırak, kaleci Armağan ve forvet Salim dışında kimseyi bildiğim yok. Daha sonradan baktığımda, aslında güzel isimler varmış o dönem kadroda. Şu an Galatasaray'da olan Mustafa Sarp ve yolu bir dönem Galatasaray'dan geçen İbrahim Yavuz, ilk 11'de başlamış o gün. (Kutay naber ya!)

Dediğim gibi kadroyu sayamam, ama heyecanım var. Okuldan sonra hemen eve gidip üstümü değiştirdim, ekmek arası birşeyler yiyip çıkacağım. O arada aklıma televizyondan izlediğim maçlar geldi. İnsanlar yüzlerini filan boyuyorlardı, "Ben niye boyamıyayım lan?" dedim kendi kendime. Açtım Monami pastel boya setimi, en koyu kırmızıyı aldım. Bir de en çok sevdiğim boyam olan, kullanmaya kıyamadığım nane yeşili renginde bir pastelim daha vardı. "Gaziosmanpaşa'ya feda olsun" dedim, attım montun cebine.

Stadın önüne geldim, bizimkiler yavaş yavaş toplanmaya başlamış. Ben biraz ıkına sıkıla boyaları çıkardım, yüzümü boyamaya başladım. Herhalde o gün herkes kafayı yemiş olacak ki, kimse yadırgamadı. Hatta tribün abileri diyeceğim tipler, elimden boyaları aldı, birbirlerinin yüzlerini boyamaya başladı. Ben en azından yeşil pastel geri gelsin diye çabaladım, olmadı tabi, buruldum biraz. Yine de maç başlayınca unuttum. Pek tezahürat filan da bilmiyorum o ara, bağıran abilerin yanına sokulduğumuz için onlar ne derse onu diyoruz. "Kırmızı şimşekler, ananızı s..ecekler" diye bağırıyoruz son ses. O arada gol yiyoruz, herkes susuyor haliyle. Ben de bağıran gruptan ayrılıp, biraz daha aşağıya iniyorum, oyuncuları daha güzel göreyim diye. Beraberlik geliyor devre bitmeden. Konya Endüstri 3. grubun en güçlü takımı, ama inancımız sağlam, tribünde "Yeneriz abi" ler dolaşıyor. İkinci yarı bir tane daha sıkıştırıyoruz, alıyoruz maçı. Gittiğim ilk maçı kazandığımızdan dolayı, kendimi uğurlu sayıyorum, pasteli filan unutuyorum.

Foto: Tribün Dergi - Filistinliler

2 yorum:

Cagri dedi ki...

o mon ami'lerden kaçlı sete sahip olduğun sınıfta statü göstergesi gibiydi, ben kız kardeşimle ortak kullandığım 18'lik ile orta direk sınıfını temsil ederken, 24'lük, 36'lık, içinde 7 çeşit pembesi olanları kullananlar da sınıfın geleceğin vakıf üniversitesi öğrencisi concon kızlarını temsil ederdi.

yalnız o konya endüstrispor bildiğim en acayip kısa dönem takımıdır. selçuk üniversitesi takımını alıp adını vs. değiştirip 3.lig play-off'unda finalde eyüpspor'u 10-0(evet aynen bu skor, hatta o eyüpspor'un önceki hafta tff 2.ligde çekiştiği konya şeker son maçta akıl almaz bir hakem katliamına uğrayarak gruptan çıkamamıştır, intikama bak hele:))
yenerek 2.lige çıkmış, iyi transferlerle ilk devre tozu dumana katmış play-off grubuna da en büyük favori girmişti. sonra sadece konyaspor'a çelme takan, patlayan bir takım oldu ikinci devrede. sonra, endüstri holding'in sahibi tutuklandı (tuğba özay da karışmıştı davanın içine hatta) takım patladı ki 2.ligde milli takıma oyuncu bile vermişti. zaten taraftarı olmayan bir takımı kurma gerzekliğini niye yaptılar kimse anlamamıştı.

tam bunu yazarken, şekerspor'un olaydan bahsettiler kanal 24'te, eheh.:)

kutay dedi ki...

aleyküm selam....